Türkiye İran İç Savaşını Durdurabilir mi, Durdurmalı mı?
2026 yılı itibarıyla Tahran sokaklarından yükselen dumanlar, Ankara için sadece bir “komşu meselesi” olmaktan çıkmış, doğrudan bir milli güvenlik projeksiyonu haline gelmiştir. İran’da merkezi otoritenin zayıflamasıyla başlayan bu süreçte Türkiye’nin takınacağı tavır, bölgenin önümüzdeki elli yılını şekillendirecek temel unsurdur. Peki, Türkiye bu yangını durdurabilir mi? Daha da önemlisi; bunu bir “beka meselesi” olarak mı ele almalı?
Türkiye Durdurabilir mi?
Türkiye, bölgede hem masada diplomatik bir ağırlığa hem de sahada “aktif angajman” yeteneğine sahip tek aktördür. Ankara’nın bu süreci durdurma kapasitesi şu üç sütun üzerine inşa edilmiştir:
Türkiye’nin son yıllarda Rusya-Ukrayna ve küresel gıda krizlerindeki “kolaylaştırıcı” rolü, ona Tahran ve Batı arasında benzersiz bir kanal açmaktadır. Ancak bu seferki diplomasi, sadece elçilik binalarında değil, arka kapı diplomasisi ile tahkim edilmiştir.
İran içindeki etnik ve sosyolojik katmanlar, Türkiye’nin yumuşak gücü için birer doğal enstrümandır. Olası bir otorite vakumunda Türkiye, sınır güvenliğini korumak adına bu unsurları mobilize ederek çatışmanın derinleşmesini engelleyecek bir “tampon etki” yaratabilir.
İran’ın dünya ile bağını sağlayan lojistik arterlerin kontrolü Türkiye’dedir. Bu, tarafları masaya oturtmak için kullanılabilecek en somut “sert güç” kaldıraçlarından biridir.
Türkiye Neden Durdurmalı?
İran’daki istikrarsızlığın maliyeti, müdahale etmenin maliyetinden kat kat fazladır. “Bırakalım ne halleri varsa görsünler” yaklaşımı, rasyonel bir devlet aklı için intihardır: İran’ın batısındaki yönetim boşluğu, Kandil hattının derinleşmesi ve terör örgütlerinin yeni bir “güvenli liman” bulması demektir. Suriye’de yaşanan senaryonun 560 kilometrelik doğu sınırımızda tekrarlanması, Türkiye’nin terörle mücadele konseptini felç edebilir.
Kontrolsüz bir iç savaş, Türkiye’ye yönelecek milyonluk bir göç dalgasıdır. Bu durum sadece ekonomik bir yük değil, sosyolojik dokumuza yönelik tasarlanmış bir operasyon riskini de beraberinde getirir. İran’ın istikrarı, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve “Orta Koridor” stratejisinin selameti için vazgeçilmezdir. Orta Koridor, Türkiye’nin 21. yüzyılda “vazgeçilemez aktör” statüsünü perçinleyen en büyük ekonomik projesidir. İran’daki yangının bu koridora sıçramaması, Türkiye’nin küresel ticaret üzerindeki “hakemlik” pozisyonunu koruması adına hayatidir. Orta Koridor sadece lojistik değil, bir “Alan Hakimiyeti” meselesidir:
“Komşudaki yangına su dökmek, insani bir görevden ziyade, kendi çatınızın yanmasını önleyecek bir savunma doktrinidir.”
Türkiye, İran’da yaşananları sadece bir “gözlemci” edasıyla izleme lüksüne sahip değildir. Ankara, “Aktif Tarafsızlık” ilkesiyle, bir yandan insani dramı önleyecek diplomatik koridorları açmalı, diğer yandan sahadaki unsurlarıyla kaosun sınırımıza ihraç edilmesini engellemelidir.
2026’nın jeopolitik gerçeği şudur: İran’ın istikrarı, Ankara’nın iç güvenliğinin başladığı yerdir. Türkiye bu savaşı durdurmak zorundadır; çünkü önlenmeyen kriz, yönetilemez bir felakettir.
- Türkiye İran İç Savaşını Durdurabilir mi, Durdurmalı mı? - 14 Şubat 2026
- Epstein Dosyalarının zamanlaması ve orta doğu jeopolitiği - 3 Şubat 2026
- Orta Doğu’da Bir Hayalin Çöküşü ve Türkiye’nin Sessiz Kazancı - 28 Ocak 2026
- Trump sonrası Suriye: Kürtler, Türkiye ve yeni bölgesel denge - 22 Ocak 2026
