Internet Gazete ATAK Ajans Internet Yayıncılık LLC kuruluşudur -
$ DOLAR → Alış: 45,13 / Satış: 45,31
€ EURO → Alış: 53,09 / Satış: 53,31

Orta Doğu’da Bir Hayalin Çöküşü ve Türkiye’nin Sessiz Kazancı

Ferhat BÜYÜKKALKAN
Ferhat BÜYÜKKALKAN
  • 28.01.2026
  • 255 kez okundu

Orta Doğu’nun çalkantılı coğrafyasında bazı hikâyeler vardır ki; hırs, dış destek, ideolojik romantizm ve kaçınılmaz çöküşü aynı potada eritir. Kürt liderliğindeki kuzeydoğu Suriye özerk yönetimi, bu hikâyelerin en öğretici olanlarından biridir.

Bir dönem Amerikan askeri gücü ve mali desteğiyle şişirilen YPG, petrol sahaları, stratejik barajlar ve sınır kapıları dahil geniş bir alanı kontrol ediyordu. “Rojava” adıyla romantize edilen bu yapı, PKK lideri Öcalan’ın demokratik konfederalizm tezlerinden ilham alan yarı bağımsız bir model kurma iddiasındaydı. Ancak Ocak 2026 itibarıyla bu proje fiilen sona erdi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’daki yeni geçiş hükümetiyle imzaladığı anlaşmayla özerkliğini teslim etti; silahlı yapı dağıldı, alan hâkimiyeti sona erdi.

Bu çöküş ani değil; gecikmişti.

YPG’nin yükselişi, sahadaki gerçek gücünden çok ABD’nin hava desteği ve fonlarıyla mümkün oldu. IŞİD’le mücadele gerekçesi, Washington için kullanışlı bir vekil ittifakı yarattı. Ancak Orta Doğu’da vekil yapılar için tarih acımasızdır: patron değiştirir, öncelik kayar, destek kesilir.

1975’te Irak Kürtleri, 2021’de Afgan müttefikleri, şimdi Suriye Kürtleri… Zincir aynı, sonuç değişmez. ABD, çıkarları değiştiği anda sahadan çekilir.

Ocak 2026’da olan da budur.

Aralık 2024’te Esad rejiminin çökmesi, süreci hızlandırdı. Rusya ve İran desteğinin zayıflamasıyla Şam düştü; yeni yönetim kuzeydoğuya yöneldi. SDG, ağır kayıplar verirken ABD’den müdahale bekledi. Gelmedi.

Washington’un mesajı netti ama diplomatikti: “Entegrasyon.”
Bu kelimenin Orta Doğu tercümesi bellidir: terk edilme.

Suriye cephesinde, yeni rejim güçleri SDG’ye karşı hedeflerine ulaştı ve örgüt fiilen sahadaki kontrolünü kaybetti. Buna ek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, SDG’nin tamamen silahsızlandırılması ve örgütün dağılması gerektiğini ısrarla vurguladı.18 Ocak 2026’da imzalanan anlaşmayla SDG lağvedildi. Birlikler korunmadı, özerklik tanınmadı. Petrol sahaları, barajlar, sınır kapıları ve on binlerce IŞİD tutuklusunun bulunduğu cezaevleri Şam’a devredildi. Yabancı savaşçılar —PKK kadroları dahil— Suriye’yi terk etti.

Bu bir uzlaşma değil, teslimiyetti.

Bu hikâyede en kritik aktör Türkiye’dir. Ankara, YPG’yi hiçbir zaman PKK’dan ayrı görmedi. ABD ile yaşanan tüm gerilimlerin temelinde bu vardı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla Türkiye, fiilen şunu söyledi: “Bu yapı kalıcı olmayacak.”

Ve haklı çıktı.

Türkiye, doğrudan işgale girmeden, yüksek maliyetli bir savaşa sürüklenmeden, varoluşcu bir güvenlik tehdidini zamana oynayarak bertaraf etti. YPG çökerken Türk askeri sınırın bu tarafında duruyordu. Bu, bir klasik güç gösterisi değil; sabırlı devlet aklıdır.

Tam da bu noktada MHP lideri Devlet Bahçeli’nin süreci başlatan çıkışı, bu nedenle yalnızca iç siyasetin bir hamlesi değil, jeopolitik bir zorunluluk refleksidir. Bir duygusal barış çağrısı değil; jeopolitiğin izin verdiği bir anda yapılan stratejik bir hamledir.

Çünkü:

  • PKK’nın Suriye kolu dağıldı
  • Kandil baskı altında
  • Sincar ve Mahmur işlevsizleşti
  • Dış destek zayıfladı

İşte bu yüzden “terörsüz Türkiye” söylemi ilk kez soyut değil, somut bir zemine oturdu.

Bahçeli’nin çizdiği çerçeve nettir:
Önce silah bırakılacak.
Önce sınır ötesi yapı çözülecek.
Sonra siyaset konuşulacak.

Bu yaklaşım, geçmiş çözüm süreçlerinden ayrılır. O süreçlerde silahlar masanın altındaydı; bugün masaya girmeden önce toplanıyor.

Suriye Kürtleri açısından tablo ağırdır. Bir hayal daha bastırılmıştır. Ancak Orta Doğu’nun acı dersi değişmez:
Egemenlik olmadan kurulan özerklikler geçicidir.
Dış güce yaslanan yapılar, patronun çıkarlarıyla sınırlıdır.

Türkiye bu gerçeği erken gördü ve buna göre pozisyon aldı.

Bugün yaşananlar sadece bir barış girişimi değildir. Bu, Türkiye’nin çevresindeki ateş çemberinde hayatta kalma ve liderlik stratejisidir. Eğer bu süreç sabırla, güvenlik öncelikleri korunarak yönetilirse, Türkiye sadece “terörsüz bir ülke” değil; terörsüz bir bölge vizyonunun da merkezine yerleşebilir.

Aksi halde tarih tekrar eder.
Ama bu kez bedeli herkes için daha ağır olur.

Orta Doğu haritası yeniden çiziliyor.
Kazananlar, hayal satanlar değil; Devlet gibi düşünenler kazanacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ