
Kurtuluş Savaşı mı? Milli Mücadele mi?
‘’ Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın. ‘’
Yahya KEMAL
Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın, tarih kitaplarımızdaki o kutlu direnişin adını “Milli Mücadele” olarak tek tipleştirme eğiliminde olduğuna dair kulisler yansıdı gündeme. Bir kesim isim üzerinden fırtınalar koparmaya dünden razıyken, bir diğer kesim ise kelimelerin ağırlığını çoktan unutmuş gibiydi.
Gelin, eğri oturup doğru konuşalım.
“Milli Mücadele” kötü bir tanım mıdır? Asla. Ancak bu büyük destanın yanında biraz ‘yavan’, biraz fazla akademik kaldığı da bir gerçek. Eğer illa ki bir isim tashihi yapılacaksa, bu milletin ortak hafızasında zaten var olan, devrin o çelikten ruhunu en gür sesle haykıran asıl isme dönülmelidir: İstiklâl Harbi.
Uzağa gitmeye gerek yok; bugün her bir dizesinde tüylerimizi ürperten, bizi tek bir çatı altında birleştiren mukaddes marşımızın adı neden “Milli Mücadele Marşı” değil, Kurtuluş Savaşı marşı da değil İstiklâl Marşı’dır. Çünkü o kavga, sadece sınırları koruma kavgası değildi; o kavga, namusun, inancın ve bu necip milletin kıyamete kadar hür yaşama iradesinin tam kendisiydi.
Ortak Maziyi Yarıştırmak Kimin İşine Yarar?
Ülkemizde ne yazık ki her terim değişikliği, dipsiz bir polemik kuyusunu beraberinde getiriyor. Düşmanı güldürecek, milleti asılsız kamplara bölecek tartışmalardan yorulmadık mı artık? Kimse bu topraklarda “Osmanlı’dan kurtulma” günleri kutlamıyor. Türkiye Cumhuriyeti; Selçuklu’nun da, Osmanlı’nın da öz be öz kendisidir.
Sayın Bakan’a sormak gerekir: Başkentimiz dâhil memleketin dört bir yanı postallarla çiğnenirken, verilen o muazzam savaş, işgalden bir kurtuluş değil miydi? Eğer yeni tartışmalarla enerjimizi heba etmek istemiyorsak, tarihin adını tarihe saygıyla koyalım ve ona İstiklâl Harbi diyelim. Müfredatın satır aralarında kaybolup toplumu yeni cephelere sürüklemekten lütfen kaçınalım.
Asıl “Milli Mücadele” Bugün Verilmeli
İsimleri yarıştırmayı bir kenara bırakıp başımızı pencereden dışarı uzattığımızda, asıl tehlikenin ve verilmesi gereken gerçek mücadelenin çok başka yerlerde olduğunu görüyoruz.
Bugün asıl milli mücadele, cephede değil sokakta, evlerimizin içinde, cüzdanlarımızda ve gençlerimizin zihinlerinde verilmek zorundadır.
Ekonomik Mücadele: Milli paramızın pul olduğu, alım gücünün eridiği bu iklimde, topyekün bir iktisadi diriliş mücadelesine ihtiyacımız var.
Kültürel Erozyon: Düğünlerimize, eğlencelerimize bakıyoruz; ne tam bize benziyor ne de tam Avrupalıya. Arada kalmış, köksüz bir taklitçilik akıp gidiyor.
Şehirlerin Ruhu: Sokaklarımızı, şehirlerimizi izliyoruz. Gökyüzüne uzanan o mahzun cami minareleri de olmasa, buralara “Türk-İslam şehri” demek her geçen gün zorlaşıyor. Beton yığınları arasında kimliğimizi kaybediyoruz.
Gençliğin Savrulması: İstikbalimiz olan gençlik, batının o parıltılı ama içi boş varoş kültürünü taklit etme yarışına girmiş durumda.
Sayın Bakanım;
Müfredatların kelimelerine, tarihin isimlerine bu kadar takılmayalım. Bugün aile yapımız hızla çözülüyor, bizi biz yapan asıl hasletler avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor. Bugün bize lazım olan; ailemizi kurtaracak, geleceğimizi ve nesillerimizi muhafaza edecek canlı, dinamik ve samimi bir milli mücadele şuurudur.
Gelin, geçmişin kutlu zaferini İSTİKLAL HARBİ olarak hakkıyla teslim edelim; ama bugünün ve yarının nesillerini kurtarmak için de o asil “Milli Mücadele” ruhunu hemen bugün, eğitimden aileye kadar hayatın her alanında ayağa kaldıralım.
Çünkü kelimeler değişir, ama bu milletin istiklâl sevdası ve kurtarılmayı bekleyen geleceği asla beklemeye gelmez.
‘’ Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır, Hakka tapan milletimin istiklâl. ‘’
Mehmet Akif
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- 18 Mayıs ve Cengiz Dağcı’nın dinmeyen sızısı 21 Mayıs 2026

YORUMLAR