Bizi Takip Edin
İstanbul29°CParçalı bulutlu
BIST10014.095 ▼ -0,10%
DOLAR47,7765 ▲ 0,03%
EURO55,2563 ▲ 0,29%
ALTIN6.745,78 ▼ -0,36%
Abdulkadir EROĞLU

Abdulkadir EROĞLU

e-posta: akadire@hotmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI >

PKK Yasasına Farklı Bir Bakış

Giriş: 13-08-2026 10:26

“Bir kanunun meşruiyeti yalnızca Meclis’ten geçmesiyle değil, milletin vicdanında karşılık bulmasıyla tamamlanır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği ve kamuoyunda farklı isimlerle anılan düzenleme, bana göre yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal açıdan da ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Ben bu düzenlemeyi, içeriği itibarıyla “PKK Yasası” olarak değerlendiriyorum. Çünkü kanunun başlığında “millî dayanışma” vurgusu yer alsa da, metnin esas etkisinin PKK mensuplarına yönelik yargılama, ceza ve infaz süreçlerinde ortaya çıkacağı kanaatindeyim.

Yasama Yetkisi ve Şeffaflık Meselesi

Anayasamızın 7. maddesi son derece açıktır:

“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”

Tam da bu nedenle, böylesine önemli bir düzenlemenin hazırlanış sürecine ilişkin ortaya atılan iddialar, toplumdaki güven duygusunu zedelemektedir. Kanun teklifinin içeriği kamuoyunda yeterince tartışılmadan Meclis gündemine geldiği, hatta bazı milletvekillerinin teklifi sonradan gördüğü yönündeki iddialar, doğru olsun ya da olmasın, başlı başına ciddi bir güven krizine işaret etmektedir.

Bir hukuk devletinde yalnızca kanunun sonucu değil, kanunun hazırlanış sürecinin de şeffaf olması gerekir.

Kelimeler Bazen Kanundan Daha Güçlüdür

Son dönemde kamuoyunda “Türk vatandaşlığı”, “ortak vatandaşlık” ve “eşit yurttaşlık” gibi kavramların yoğun biçimde tartışmaya açılması da dikkat çekicidir.

Benim dikkatimi çeken husus şudur: Böylesine kritik bir düzenlemenin metninde “Türk Milleti” ifadesinin yer almaması, doğal olarak birçok vatandaşta soru işaretleri doğurmaktadır. Çünkü anayasal kavramlar yalnızca hukuki terimler değildir; aynı zamanda ortak hafızanın ve devletin kurucu kimliğinin de parçalarıdır.

Bugün kullanılan kavramların yarın hangi anayasal tartışmalara kapı aralayacağını sorgulamak her vatandaşın hakkıdır.

Toplumsal Bütünleşme mi, Özel Bir Düzenleme mi?

Kanunun savunucuları bunu toplumsal barış adına atılmış bir adım olarak değerlendirebilir.

Ben ise şu soruları sormayı gerekli görüyorum:

  • Neden bu düzenleme yalnızca belirli bir terör örgütü bağlamında uygulanmaktadır?
  • Aynı hukuk mantığı başka suçlardan hükümlüler için neden işletilmemektedir?
  • Devlete silah doğrultanlarla diğer hükümlüler arasında böyle farklı bir uygulama hangi vicdani ölçüye dayanmaktadır?

Bu soruların cevabı verilmeden toplumun önemli bir kesiminin ikna olması kolay görünmemektedir.

Kurullar Güçlenirken Yargı Ne Kadar Bağımsız Kalabilir?

Düzenlemede dikkat çeken başka bir nokta da karar mekanizmalarının önemli ölçüde kurullara bırakılmasıdır.

Kurulları kimin belirlediği, kararların nasıl denetleneceği ve yargının bağımsız hareket alanının ne ölçüde korunacağı konusunda oluşan kaygılar küçümsenmemelidir. Hukuk devleti, yalnızca doğru karar vermek değil, kararların bağımsız biçimde verildiğine toplumun inanmasını da gerektirir.

Peki Bundan Kim Kazanacak?

Cezaevinden çıkacak sınırlı sayıdaki PKK mensubunun bölge insanına nasıl bir katkı sağlayacağı sorusu da önemlidir.

Eğer amaç gerçekten toplumsal huzursa, bunu sağlayacak olan silah bırakmış örgüt mensupları değil; güçlü ekonomi, kaliteli eğitim, adil hukuk ve demokratik temsil mekanizmaları olmalıdır.

Dış Politika Boyutu

Benim asıl endişem ise düzenlemenin uluslararası boyutudur.

ABD’nin Savunma Bakanlığı, son yıllarda Suriye’deki ABD destekli güçlere yönelik “Train and Equip” programı kapsamında yüz milyonlarca dolarlık bütçe talep etmektedir. Kamuya açık bütçe belgelerinde 2026 mali yılı için 130 milyon dolar, önceki yıllarda ise daha yüksek tutarlar yer almaktadır. Resmî belgelerde bu ödenek doğrudan PKK’ya ayrılmış bir bütçe olarak değil, Suriye’deki ABD destekli ortak güçler için gösterilmektedir. Ancak şimdi pkk terör listelerinden çıkarsa direk onlara da verileceği açıktır.

Ancak benim kanaatim, PKK’nın Suriye yapılanmalarıyla ilgili gelişmeler dikkate alındığında, bu süreçlerin birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceğidir.

PKK, Türkiye’nin yanı sıra ABD ve Avrupa Birliği tarafından da terör örgütü olarak tanınmaktadır. Buna rağmen Suriye sahasında oluşan fiilî tablo, bölgedeki güç dengeleri açısından yeni tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Benim endişem şudur: Bugün “siyasi normalleşme” söylemiyle başlayan süreçler, yarın bölgesel hesapların parçası hâline gelebilir mi?

Bu soru cevapsız bırakılmamalıdır.

Siyasetin Sessiz Çatlakları

Meclis oylamasında bazı iktidar milletvekillerinin teklife destek vermemesi de dikkat çekmiştir. Bu durum, tartışmanın yalnızca muhalefet ile iktidar arasında yaşanmadığını, iktidar bloğu içinde de farklı değerlendirmelerin bulunduğunu göstermektedir.

Demokrasilerde farklı oy kullanmak zayıflık değil, çoğu zaman vicdani muhasebenin göstergesidir.

Bir sözüm de İran için: yıllarca PKK’ya destek verdiler. Men dakka  Dukka. “Kim kapıyı çalarsa, onun da kapısı çalınır.”

Türkçedeki karşılığı daha çok:

“Ne ekersen onu biçersin.”
“Eden bulur.”
“Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.” anlamındadır.

Yani kişi başkasına yaptığı iyilik veya kötülüğün bir gün kendisine de dönebileceği anlatılır.

Özellikle “Men dakka dukka” sözü, yapılan haksızlıkların veya kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını vurgulamak için kullanılır.

Ayrıca basra Körfezi’nden Türkiye’ye doğru yapılan karayolu ve demir yolu kalkınma yolunun, bölge ve dünya ülkelerini rahatsız ettiği açıktır. Bundan sonra Irak İran Türkiye üçgeni istikrarsızlaştırılmaya mahkumdur.

Son Söz

Terörle mücadele, Türkiye’nin onlarca yıldır ödediği ağır bedellerin konusudur. Binlerce şehidin emanetini taşıyan bir ülkede atılacak her adımın yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkileyeceği unutulmamalıdır.

Toplumsal barış, milletin ortak vicdanını güçlendiren adımlarla kurulur; soru işaretlerini büyüten süreçlerle değil.

Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Devletler yalnızca kanun çıkararak değil, milletlerinin güvenini koruyarak güçlenir. Ve bazen en önemli mesele, Meclis’te kaç elin “evet” dediği değil, milletin vicdanında o “evet”in nasıl karşılık bulduğudur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.