Internet Gazete ATAK Ajans Internet Yayıncılık LLC kuruluşudur - 4 Nisan 2025, Cuma
$ DOLAR → Alış: 37,84 / Satış: 37,99
€ EURO → Alış: 41,71 / Satış: 41,88

Siyaset, aklını kullanamayanlar için bir tuzaktır

Murat ÖZKAN
Murat ÖZKAN
  • 31.03.2025
  • 292 kez okundu

Siyaset, kitaplarda idealize edilmiş haliyle toplumun ortak çıkarlarını gözeten, adil yönetim mekanizmalarını kurmayı amaçlayan bir uğraş olarak tanımlanır. Demokrasinin güçlü olduğu, hukuk devleti ilkelerinin sağlam temellere oturduğu ülkelerde bu tanım, büyük oranda geçerlidir. Ancak demokratik kurumların yetersiz kaldığı, güçler ayrılığının fiilen işlemediği, düşünce özgürlüğünün bastırıldığı toplumlarda siyaset, bambaşka bir çehreye bürünür.

Bu tür ortamlarda siyaset, bireyin düşünme yetisinin askıya alındığı, aklın yerini sadakatin aldığı, sorgulamanın ise hainlikle eş tutulduğu bir zemine dönüşür. Bu zemin, aklını kullanmayan bireyler için bir tür tuzaktır; sorgulama zahmetine girmeyenler kolayca kutuplaştırılır, siyasal çıkarların taşeronu haline gelir. Ne yazık ki bu durum, sadece bireylerin değil, tüm toplumun geleceğini karanlığa sürükler.

Bu noktada Immanuel Kant’ın “Aydınlanma Nedir?” sorusuna verdiği o çarpıcı yanıtı hatırlamak gerekir:

“Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu durum, insanın aklını başkalarının kılavuzluğuna başvurmadan kullanamayışıdır.”

Kant’a göre insan aklını kullanmaya cesaret etmelidir: “Sapere aude!” — Aklını kullanma cesaretini göster! İşte tam da bu noktada, bireyin kendi zihinsel zincirlerini kırması, eleştirel düşünmeyi öğrenmesi ve dışarıdan dayatılan doğrulara körü körüne boyun eğmemesi gerekiyor.

Toplumun aydınlanması da ancak bu bireysel uyanışla mümkündür. Aydınlanmış bir toplumda siyaset, halkı kandırma sanatı değil; halkın bilinçli tercihleriyle şekillenen bir uzlaşı zemini haline gelir. Oysa aklını kullanmayan bireylerden oluşan bir toplumda siyaset, güçlülerin elinde bir manipülasyon aracına dönüşür; halk ise bu oyunun figüranı olur.

Bugün yaşadığımız birçok toplumsal krizin temelinde, bireylerin kendi aklını devre dışı bırakması ve düşünme sorumluluğunu başkalarına devretmesi yatıyor. Oysa özgürlük, sadece dış baskılardan kurtulmakla değil, zihinsel uyanışla başlar.

Unutmayalım: Siyasetin manipülatif yüzünü kırmanın tek yolu, bireylerin düşünmeyi bir hak değil, bir görev olarak görmesinden geçer. Çünkü ancak düşünen insanlar özgür olabilir, özgür bireylerden oluşan toplumlar ise gerçek anlamda demokratikleşebilir.

Son söz: Aklını kullanmayanı siyasetçi kullanır.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ