Ana Sayfa›Güncel›Emekli polis, eşini eşarpla boğarak öldürdü
Emekli polis, eşini eşarpla boğarak öldürdü
Tekirdağ'da emekli polis memuru Halil Avşar, tartıştığı eşi Halime Avşar'ı eşarpla boğduktan sonra telefonla jandarmayı arayarak teslim olmak istediğini söyledi.
Atak Ajans
Giriş: 10-03-2025 22:12
Güncel
Tekirdağ’da emekli polis memuru Halil Avşar, tartıştığı eşi Halime Avşar’ı eşarpla boğduktan sonra telefonla jandarmayı arayarak teslim olmak istediğini söyledi.
Çorlu ilçesinde oturan ve Marmaraereğlisi ilçesindeki meskenlerine giden 2 çocuk sahibi Halil-Halime Avşar çifti ortasında dün akşam saatlerinde tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi ile Halil Avşar, Halime Avşar’ın eşarpla boğdu akabinde telefonla jandarmayı arayarak teslim olmak istediğini söyledi.
Adrese, jandarma ve sıhhat grupları sevk edildi. Grupların yaptığı denetimde Halime Avşar’ın öldüğü belirlendi. Avşar’ın cansız vücudu, hastane morguna kaldırıldı.
Gözaltına alınan Halil Avşar, jandarmadaki süreçlerinin akabinde sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli ile Pamukkale’de bir araya gelerek iki ülkenin kültürel miras alanındaki ortak çalışmalarını değerlendirdi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Pamukkale’de İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli ile heyetler arası görüşme gerçekleştirdi.
Görüşmede Bakan Giuli’nin yanı sıra İtalya Büyükelçisi Giuseppe Manzo, Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, AK Parti Denizli İl Başkanı Muhammed Subaşıoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü Nail Uyar ve ilgili birimlerin temsilcileri yer aldı.
Ersoy, görüşmenin ardından Hierapolis Antik Kenti’nde düzenlenen 17. İtalyan Arkeoloji Misyonları Sempozyumu’nun açılışına katıldı.
Kazı Başkanı Prof. Grazia Semeraro ve İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli’nin konuşmalarının ardından Ersoy, Türkiye ile İtalya arasındaki bilimsel ve kültürel iş birliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
HİERAPOLİS’TE 70 YILLIK ÇALIŞMALARA GELECEĞE MİRAS KATKISI
Ersoy, Hierapolis’teki buluşmanın Anadolu’da uzun yıllardır sürdürülen uluslararası bilimsel çalışmaların, Türkiye ile İtalya arasında güçlenen kültürel iş birliğinin ve Türkiye’nin arkeoloji alanında ortaya koyduğu yeni yaklaşımın önemli bir örneği olduğunu belirtti.
Antik çağda farklı toplulukları, inançları ve kültürleri bir araya getiren kentin bugün Türk ve İtalyan bilim insanlarını ortak bir bilimsel amaç etrafında buluşturduğunu söyleyen Ersoy, Hierapolis’te 70 yıl önce başlayan İtalyan kazı heyetinin çalışmalarına, Geleceğe Miras Projesi kapsamında Pamukkale Üniversitesinden bilim insanlarının da katkı sunduğunu ifade etti. Ersoy, bu birlikteliği arkeoloji alanında geliştirmeye çalıştıkları iş birliği modelinin güzel bir örneği olarak nitelendirdi.
Arkeolojinin artık yalnızca bir yapının veya buluntunun ortaya çıkarılmasından ibaret olmadığını vurgulayan Ersoy, kazıyla başlayan sürecin koruma, restorasyon, çevre düzenlemesi, ziyaretçi yönetimi, müzecilik, bilimsel yayın ve toplumla buluşma aşamalarıyla birlikte ele alındığını söyledi.
Bakanlığın temel yaklaşımını anlatan Ersoy, şunları kaydetti:
“Bir arkeolojik alanı ortaya çıkarmak kadar onu korumak, anlamlandırmak ve sürdürülebilir biçimde geleceğe taşımak da bizim sorumluluğumuzdur. Bu nedenle özellikle son yıllarda Türkiye arkeolojisinin ölçeğini ve çalışma temposunu önemli ölçüde artırdık. Türk bilim insanlarımızın yürüttüğü araştırmaları güçlendirirken, ülkemizde çalışan yabancı bilim heyetleriyle iş birliğini de daha kapsamlı ve daha kurumsal bir yapıya kavuşturuyoruz.”
İTALYA İLE BİLİMSEL ORTAKLIK ALTI KAZI ALANINI AŞTI
İtalya’nın bu alandaki en köklü ortaklardan biri olduğunu belirten Ersoy, Arslantepe, Hierapolis, Uşaklı Höyük, Karkamış, Kınık Höyük ve Yumuktepe’de İtalyan bilim insanlarının başkanlığında altı arkeolojik kazı yürütüldüğünü söyledi.
Bu çalışmaların pek çoğunda Türk üniversitelerinden bilim insanlarının aktif görev aldığını belirten Ersoy, farklı araştırma geleneklerinin aynı sahada buluştuğunu ifade etti. Ersoy, Türk bilim heyetlerinin yürüttüğü çalışmalara da İtalyan araştırmacıların katıldığını, böylece bilimsel iş birliğinin bu altı kazı alanının ötesine taşındığını vurguladı.
Ersoy, uluslararası arkeolojik iş birliğine ilişkin yaklaşımını şu sözlerle anlattı:
“Uluslararası arkeolojik iş birliğini, ülkemizde birbirinden bağımsız çalışan yabancı ekiplerin faaliyetleri olarak değil; Türk arkeolojisinin bilimsel kapasitesini büyüten, bilgi ve deneyim paylaşımını artıran ve ortak koruma kültürünü geliştiren bir yapı olarak görüyoruz.”
DENİZLİ’DE KAZI VE KORUMA EŞ ZAMANLI YÜRÜTÜLÜYOR
Sempozyumun Denizli’de düzenlenmesini bu açıdan yerinde bulduğunu belirten Ersoy, kentin Türkiye’de arkeolojik ve kültürel miras araştırmalarının en yoğun sürdürüldüğü illerden biri olduğunu söyledi.
Ersoy, Aşağıseyit ve Beycesultan höyükleri, Ekşi Höyük, Kale-i Tavas, Laodikeia, Hierapolis, Tripolis, Kolossai ve Attouda’da farklı dönemleri ele alan bilimsel çalışmalar yürütüldüğünü aktardı. Türk-İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi kapsamında Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kültür varlıklarının belgelenmesine yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirtti.
Pamukkale-Hierapolis’in kültürel ve doğal miras alanı olarak UNESCO Dünya Miras Listesi’nde, Laodikeia’nın ise UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunduğunu hatırlatan Ersoy, bu durumu Denizli’nin potansiyelinin uluslararası göstergeleri arasında saydı.
Denizli’deki çalışmaların önemli bir bölümünde kazı ile korumayı eş zamanlı yürüttüklerini söyleyen Ersoy, Hierapolis’teki ziyaretçi karşılama ve çevre düzenleme çalışmalarını, Laodikeia’daki restorasyonları ve Tripolis’te planlanan koruma ve ziyaretçi düzenlemelerini örnek verdi. Ersoy, bu projelerin arkeolojik alanları bütün topluma açık, yaşayan kültür alanlarına dönüştürmeye hizmet ettiğini ifade etti.
Türkiye ile İtalya arasındaki kültürel iş birliğinin kazı alanlarının çok ötesine geçtiğini söyleyen Ersoy, Kolezyum’da düzenlenen “Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi” sergisinin yaklaşık 6 milyon ziyaretçiye ulaştığını bildirdi. Ersoy, bu ilginin iş birliğinin ne kadar geniş kitlelere erişebileceğini gösterdiğini vurguladı.
Göbeklitepe sergisini “Troya ve Roma: Antik Akdeniz’in Mitleri, Efsaneleri ve Hikâyeleri” çalışmasının izlediğini belirten Ersoy, Troya ile Roma arasındaki tarihsel ve mitolojik bağları ele alan kapsamlı bir sergiyi daha hayata geçirdiklerini söyledi. Ersoy, Türkiye’nin farklı müzelerinden seçilen 221 eserin Roma’da Anadolu ile İtalya arasındaki binlerce yıllık kültürel ilişkilerin hikâyesini anlattığını ifade etti.
EFES-POMPEİ DİYALOĞU VE 2027’DE ORTAK PROJE HEDEFİ
İş birliğini çeşitlendirmeyi hedeflediklerini belirten Ersoy, Efes Örenyeri ile Pompei Arkeoloji Parkı arasında bilimsel ve kültürel iş birliğini geliştirmeye yönelik güçlü bir diyalog süreci başlattıklarını söyledi.
Ersoy, Mersin’deki Elaiussa Sebaste Antik Kenti’nde İtalya Kültür Bakanlığı Arkeoloji Merkez Enstitüsü ile ortaklaşa yürütülmesi planlanan projeyi 2027 yılında hayata geçirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Kapadokya’daki çalışmalara da değinen Ersoy, Türk ve İtalyan uzmanların kültür varlıklarının korunması ve özellikle duvar resimlerinin konservasyonu alanında birlikte çalıştığını belirtti.
KAÇAKÇILIKLA MÜCADELEDE İŞ BİRLİĞİ SOMUT SONUÇLAR VERDİ
Kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelenin iki ülkenin ortak hassasiyet gösterdiği alanlardan biri olduğunu vurgulayan Ersoy, son yıllarda İtalya’da ele geçirilerek Türkiye’ye iade edilen kültür varlıklarının, mirasın korunması konusunda somut sonuçlar elde edildiğini gösterdiğini söyledi.
Ersoy, Hierapolis’teki buluşmanın daha geniş bir ilişkinin yansıması olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Kazı alanlarında bilim insanları bir araya geliyor; laboratuvarlarda uzmanlar birlikte çalışıyor, müzeler ortak sergiler düzenliyor; genç araştırmacılar yeni bilimsel ağlara katılıyor ve kültür varlıklarımız ortak bir sorumluluk anlayışıyla korunuyor.”
TÜRK BİLİM İNSANLARININ ULUSLARARASI ETKİNLİĞİ ARTIRILACAK
Türkiye’nin arkeolojik zenginliğinin ve bu zenginliğin getirdiği sorumluluğun farkında olduğunu belirten Ersoy, Türkiye arkeolojisini daha güçlü bilimsel imkânlarla desteklemeyi ve kazı ile koruma çalışmalarının sürekliliğini sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Ersoy, Türk bilim insanlarının uluslararası bilim dünyasındaki etkinliğini artırmayı ve Türkiye’de çalışan yabancı bilim heyetleriyle nitelikli, karşılıklı ve kalıcı ortaklıklar geliştirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
Ersoy, Bakan Giuli’nin şahsında iş birliğine katkı sunan İtalyan yetkililere ve kurumlara, birlikte çalışan Türk ve İtalyan bilim insanlarına, üniversitelere ve Bakanlık çalışanlarına teşekkür etti. Kültürel iş birliğini sanatla taçlandıran Türk ve İtalyan sanatçılara da teşekkür eden Ersoy, Hierapolis’teki buluşmanın iki ülke arasındaki kültürel bağları güçlendireceğine inandığını belirtti.
Ersoy, 17. İtalyan Arkeoloji Misyonları Sempozyumu’nun yeni bilimsel çalışmalara ve ortaklıklara vesile olmasını diledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu’nu kabul etti.
TFF’den yapılan açıklamada, Hacıosmanoğlu’nun Türk futboluna verdiği desteklerden dolayı Bahçeli’ye teşekkürlerini ilettiği ve çalışmalarında başarılar dilediği belirtildi.
TFF’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi makamında ziyaret etti.
MHP Genel Merkezi’nde gerçekleşen ziyarette Hacıosmanoğlu, nazik misafirperverliği ve Türk futboluna verdiği desteklerden dolayı Sayın Devlet Bahçeli’ye teşekkürlerini ileterek, çalışmalarında başarılar diledi” ifadelerine yer verildi.
Antalya'da diş çıkardığı için ateşi yükselen bebek, hastanede tedavi görüp taburcu edildikten bir gün sonra öldü. Acılı aile, bebeklerine hastanede yanlış ilaç verildiğini öne sürüyor.
Antalya’nın Serik ilçesinde yüksek ateş şikayetiyle götürüldüğü hastanede uygulanan tedavinin ardından evine gönderilen 13 aylık Gökçe Kaya, bir gün sonra fenalaşıp hayatını kaybetti. Ölümü şüpheli bulunan bebekleri Gökçe’yi otopsinin ardından gözyaşlarıyla toprağa veren Duygu Nur (25) ve Murat Bahtiyar Kaya (25) çifti, ihmal iddiasıyla şikayetçi oldu.
TABURCU EDİLDİKTEN BİR GÜN SONRA ÖLDÜ
Turizm çalışanı Duygu Nur Kaya ve Murat Bahtiyar Kaya çiftinin kızı Gökçe, 9 Ekim günü diş çıkardığı sırada yüksek ateş şikayetiyle Serik Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Burada uygulanan tedavinin ardından Gökçe ve ailesi evine gönderildi.
Ertesi sabah Kaya çifti çocuklarını bir yakınları da olan bakıcıya bırakıp işe gitti. Kısa süre sonra bakıcı, Gökçe bebeğin vücudunda morluklar ortaya çıktığını söyleyip, aileye haber verdi. Daha sonra bakıcı, durumunun ağırlaşması üzerine Gökçe’yi hastaneye götürdü. Hastaneye geldiğinde kalbi durduğu belirlenen Gökçe Kaya, kurtarılamadı.
Gökçe Kaya’nın şüpheli ölümünün ardından cenazesi savcılık talimatıyla otopsi yapılmak üzere Antalya Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Gökçe bebek, otopsinin ardından ailesi tarafından 10 Ekim’de ilçede toprağa verildi. Cenaze işlemlerinin ardından polis merkezine giden Kaya çifti, çocuklarının ölümünde ihmal olabileceği iddiasıyla sorumlular hakkında şikayetçi oldu.
Konuyla ilgili gazetecilere açıklama yapan Duygu Nur Kaya, şunları söyledi:
“Saat 20.30- 21.00 sıralarında hastaneye gittik. Ateşi vardı çocuğumun. Bir anda çıkan bir ateşti. Daha önce de yaşadık diş olduğunu tahmin etmiştim. Doktor ağzına çubukla baktı. ‘Dişten dolayı’ dedi. Yan taraftaki hemşireye yönlendirdi. Hemşire doktorun yanına gidip geldi, evrakla birlikte. Sonrasında ilacı hazırlamaya başladı. Kahverengi cam tüpü kırıp, içinden şırınganın yarısına ilaç, yarısına da turuncu bir şurup çekti. Biz bunu çocuğa biraz zor içirdik. Çocuğum önce tadına bakar, sonra içer. Beğenmedi biraz ama doktor ‘verin’ dediği için verdik.
Daha sonra çocuğu ‘Müşahedeye götürün, soğuk tampon yapılacak’ dediler. Müşahededeki kadın hemşire ‘Burada yer yok. Dışarıda yapın, her yer dolu’ dedi. Çocuğu alıp çıktık, çocuğa soğuk tampon yaptık. İçeriye girdik, 37’ydi ateşi. Doktorun yanına gittik, taburcu etti. Taburcu ederken, ‘Diş ateşi bu, gelseniz de hiçbir faydası yok. Biz buna bir şey yapamayız. Sadece ateş düşürücü kullanacaksınız. Soğuk tampon, ılık duş’ dedi. Biz de ona güvenerek eve gittik”
“NEFES ALIŞVERİŞİ DEĞİŞTİ”
Gece saatlerinde uyuduğu sırada Gökçe’nin ateşinin yüksek olduğunu fark ettiğini anlatan Duygu Nur Kaya, şunları kaydetti:
“Uyandığımda çok ateşliydi, 39,8’i gördük. Ilık tampon yapıp, şurup verdik, yatırdık. Sabaha kadar inleyerek uyudu. Ateşi düşmüştü. Saat 07.00 sıralarında bakıcıya bıraktım. Eşim de beni otele götürecekti. 10 dakika sonra bakıcı arayıp, kaşının üzerindeki morlukları gösterdi. ‘Bu çocuğu düşürdünüz mü?’ dedi. Biz de ‘Çocuk düşmedi, sabaha kadar başında bekledik. Bir şey olsa biliriz’ dedik. 10 dakika sonra bakıcı aradı, koltuk altında da morluklar olduğunu söyledi. Bir süre sonra aradı, altını değiştirmek için açtığında morlukların daha çok yayıldığını görmüş. ‘Beni bekle hemen geliyorum acile götürelim’ dedim. ‘Ben seni bekleyemem, çocuğun durumu çok kötü. Nefes alışverişi değişti, çocuğu götürmem gerekiyor’ dedi. Yolda beni aradı, ‘Nefes almıyor’ dedi. Onlar zaten hastaneye gitmişler.
Hastaneye gittim, dediler ki ‘Kalbi durmuş’. Çok yalvardık ‘Biraz daha deneyin’ dedik. 1,5 saat boyunca kalp masajı yaptılar. Doktor ‘Geldiğinde kalbi durmuştu. Sizin için devam ettik’ dedi. Çocuğumu en son gördüğümde mosmordu, ağzında da köpük vardı. Sonra morga götürdüler, savcı ‘Şüpheli ölüm’ dedi. Onların bir hatası varsa şikayetçiyim, araştırılsın istiyorum. Verdikleri ilaçta bir şey yoksa ben ihmalden dolayı da şikayetçiyim. Bana diyebilirlerdi ki ‘Çocuğunu 1 saat bekle, ateşini düşürelim, çocuğu kontrol edelim. İlacı verdik ama alerjisi var mı bilmiyoruz.’ Bana ‘Geri gelmene gerek yok’ dediler. Araştırılmasını istiyorum, kim sorumluysa şikayetçiyim”
Cenaze işlemlerinin ardından polis merkezine gittiklerini anlatan Duygu Nur Kaya, “İfademizi verdik, her şeyi anlattık. Avukat tuttuk. Adli Tıp raporlarını bekliyoruz. Bırakmayacağız peşini. İlk çocuğumuzdu” dedi.
Murat Bahtiyar Kaya ise şu açıklamalarda bulundu:
“Çocuğumuz hastaneye gitmeden çektiğimiz videolarda ne kadar sağlıklı, ne kadar enerjik olduğuna dair fotoğraflarımız var. Normal bir diş ateşi diyerek hastaneye başvurduk. Girişte ölçülen ateşi 39,8 derece çıktı. ‘Bu çocuk 2 derece sonrası havaleye gider, bu çocuğun hakkı kırmızı alan değil mi? Kırmızı alana yazın’ dedim. Bana ‘Bekleyeceksiniz’ dedi. Bizim elimize barkot verdiler. Yaklaşık 20 dakika bekledik.
Girdik en son içeriye doktora söyledik. ‘Gelin’ dedi. Çocuğa baktı. Ateşi olduğunu söyledi. Kağıda ilaçları yazdı, yan taraftaki hemşireye gönderdi. Hemşireye gittik, kağıda baktı, doktorun yanına gitti. Artık orada doktora ‘Yanlış mı yazdınız, bu ilaç verilmez’ demiş de olabilir. Ya da hemşire ne dedi bilemiyorum. ‘Çocuğu yatağa oturtun, ilaç hazırlayacağım’ dedi. Oturttuk. Cam tüpü kırdı, damardan verilmesi gereken bir ilacı şırıngaya çekti, diğer yarısına da şurup çekti. Karıştırıp verdi. Çocuğa içirdik, tiksindi, içmedi. Zorla içirdik. ‘Müşahedeye gideceksiniz’ denildi. Gittik, ‘Burada boş yatağımız yok, size pamuk vereceğim. Islatın çocuğa tampon yapın’ dediler.
Aldık pamuğu koridorda boş yer yok. Mecburen dışarı çıktık. O soğukta 20 dakika tampon yaptık. Sonra gittik tekrar ölçtüler 37 derece falandı herhalde. Doktora gittik, ikinci bir müdahale yapmadan, nefesini dinlemeden ‘İlaçlarını yazıyorum’ dedi, taburcu ettiler bizi” diye konuştu.
“VÜCUDUNUN HER YERİ MOSMORDU”
Hastaneye ateş şikayetiyle gittiklerini, döndüklerinde çocuğun inlemeye başladığını anlatan Murat Bahtiyar Kaya, “Gece yine ateşlendi. Doktorlar ‘Tekrar gelmeyin, gelseniz de bir şey yapamayacağız. Şurubu verip tampon yapacaksınız’ dediler. Öyle demeseydi, ‘Çocukta ateş var, sabah çocuk doktoruna gelin’ deseydi. ‘Diş’ dedi, yolladı bizi. Sabah oldu, bakıcımıza götürdük. Bakıcıya verdikten 10 dakika sonra telefon geldi. 10 dakika içinde kadın iki benek görürken, bir süre sonra vücudunun her yerini sarıyor. Hızlı şekilde kendi aracıyla hastaneye götürdü. Evden çıkarken zaten çocuk hayatını kaybetmiş. Acilde 1,5 saat müdahale edildi. Saat 10.00 gibi ölüm haberini aldık. Çocuğum damar damar morarmış. Vücudunun her yeri mosmordu. Ağzı köpürmüştü. Yanlış tedavi uygulanmadıysa da çocuğun idrar testini, kan testini almadılar. ‘Ateş varsa enfeksiyon da vardır’ demediler. Bizi uyandırsalardı çocuk doktoruna giderdik. Her türlü ihmalden, hastanenin yetersizliğinden, doktorun bilgisizliğinden, ağza bir tahta sokmayla muayene şekli yok. Şikâyetçiyim” dedi.
İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, cuma günü çıkacak adli tıp ön raporuna göre inceleme başlatılıp başlatılmayacağına karar verileceğini belirtti.