Ana Sayfa›Çevre & Yaşam›Survivor’da final oyunları öncesi elenen isim belli oldu. “Bu yarışma bana inanılmaz şeyler fark ettirdi”
Survivor’da final oyunları öncesi elenen isim belli oldu. “Bu yarışma bana inanılmaz şeyler fark ettirdi”
Survivor'da büyük finale sayılı günler kala 11 Haziran'da oynanan düellolarda Sercan, Nagihan, Deniz ve Nefise yarıştı. Kıran kırana geçen mücadele sonrası veda eden isim belli oldu.
Haber Merkezi
Giriş: 12-06-2026 07:48
Çevre & Yaşam
Survivor 2026’da final heyecanı başladı. 14-20 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da final mücadelesinin gerçekleşeği yarışmanın son bölümünde eleme düellosu heyecanı yaşandı. Nagihan Karadere, Deniz Çatalbaş, Sercan Yıldırım ve Nefise Karatay adada kalabilmek için parkurda tüm güçlerini ortaya koydu. Peki veda eden kim oldu. İşte Survivor 11 Haziran’da yaşananlar…
Düello mücadelesinde ilk turda Deniz ile Nagihan eşleşirken, Sercan’la da Nefise yarıştı. Parkurda kıran kırana yarışan dörtlüden potadan kurtulanlar Nagihan ve Sercan oldu. Böylece final etabında karşı karşıya gelecek olan ikili Nefise ve Deniz oldu.
Survivor yarışına devam etmek isteyen Nefise ile Deniz canla başla mücadele etti. İki tur boyunca ter döken ikiliden 10-6 skorla galip gelen taraf Nefise oldu. Survivor 2026’ya final oyunları öncesi veda eden isim Deniz Çatalbaş oldu.
Murat Ceylan, Deniz’in veda konuşması öncesi konuştu ve gece boyunca Nefise’nin 26, Deniz’in ise 29 oyuna çıktığı bilgisini verdi.
Gece boyunca 29 oyuna çıkan Deniz, veda konuşmasında “İnanılmaz bir mücadeleydi bence de. Buradan gideceksem de akıllarda mücadele eden Deniz olarak kalayım istedim. Bu düellonun bana yakışması gerektiğini düşündüm ve savaştım. Nagihan da Nefise de inanılmaz rakiplerdi” ifadelerini kullandı.
Survivor macerası sona eren Deniz Çatalbaş, “Survivor bana inanılmaz şeyler fark ettirdi. Aslında anlıyorum, biliyorum dediğim hiçbir şeyi bilmiyormuşum. Örneğin şükretmeyi, özlemeyi, ailemin varlığına teşekkür etmeyi bilmiyormuşum. Bunları gördüm. Yaşadıklarım ve yaşattıklarımla gurur duyuyorum. Bana öğretilen her şeye ve sizlere teşekkür ediyorum” dedi.
Böylece Survivor’da son 5’e kalan isimler; Nagihan Karadere, Mert Nobre, Ramazan Sarı, Sercan Yıldırım ve Nefise Karatay oldu.
Nevrigül Alan cinayetiyle ilgili Müge Anlı'nın programında gündeme gelen Nazmiye Tutaner yıllar sonra bir sosyal medya paylaşımıyla ortaya çıktı. Tutaner'in evlendiği görüldü.
2023 yılında Müge Anlı ile Tatlı Sert programının işlenen “Nevrigül Alan” dosyasında tüm Türkiye’nin uzun süre konuştuğu Nazmiye Tutaner yıllar sonra ortaya çıktı.
Bursa’nın Gemlik ilçesinde 22 yaşındaki iki çocuk annesi Nevrigül Alan’ın cansız bedeni kaybolduktan 46 gün sonra bir zeytinlikte ağaca asılı halde bulunmuştu. Genç kadının ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu uzun süre hem soruşturmanın hem de kamuoyunun en çok merak ettiği konular arasında yer almıştı.
Dosya Müge Anlı ekranlarına taşındıktan sonra ise Türkiye günlerce bu olayı konuşmuştu.
Soruşturmanın en dikkat çeken isimlerinden biri ise Nevrigül Alan’ın kız kardeşi Nazmiye Tutaner olmuştu.
Tutaner, canlı yayındaki çelişkili açıklamaları, ablasıyla ilgili öne sürdüğü iddialar ve stüdyodaki tavırları nedeniyle kısa sürede dosyanın en çok konuşulan ismine dönüşmüştü.
Özellikle yayınlarda yaptığı birbirini tutmayan açıklamalar ve zaman zaman izleyicileri şaşkına çeviren çıkışları sosyal medyada geniş yankı uyandırırken programa bakımlı ve özenli bir şekilde katılmaması bile günlerce tartışılmıştı.
Aylar süren soruşturma ise savcılık tarafından yürütülen inceleme ve adli tıp raporları doğrultusunda Nevrigül Alan’ın ölümünde dışarıdan bir müdahaleyi kesin olarak ortaya koyan herhangi bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle kapatıldı.
Programın ardından gözlerden uzak bir yaşam süren Nazmiye Tutaner’in evlendiği kaynanasının TikTok paylaşımıyla fark edildi.
Tutaner’in gelinlikli görüntüleri kısa sürede sosyal medyada gündem oldu.
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler. Arzu Haksun, NTV.com.tr okurları için yazdı.
Bir konser, sanatçı sahneye çıktığında mı başlar? İsveçli pop yıldızı Zara Larsson’un İstanbul Parkorman’daki konserinde bu sorunun cevabı netti: Hayır! Konser, daha sanatçı kulisteyken başladı. Üstelik Tarkan’la…
İstanbul’da Zara Larsson’u bekleyen kalabalığın karşısında büyük ekranlar açıktı. Sahneye çıkmasına dakikalar vardı. Ve birden, hiç beklenmedik bir anda Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su duyuldu. Ama asıl sürpriz ekrandaydı. Larsson henüz kulisteydi ve “Kuzu Kuzu” eşliğinde dans ediyordu. Binlerce kişi, sahne arkasındaki bu anı büyük ekranlardan izlerken konserin enerjisi bir anda değişti.
Seyirci artık yalnızca beklemiyor; sanatçıyla aynı ritmin içine giriyor. Gecenin en ilginç anlarından biri buydu. Çünkü bu, yalnızca iyi düşünülmüş bir “backstage” çalışması ya da seyirciyi coşturacak akıllı bir prodüksiyon numarası değildi. Bir etnomüzikolog olarak baktığımda, burada çok daha önemli bir şey görüyorum: Sanatçının konser verdiği şehrin müzikal hafızasını okuyarak onunla iletişim kurması.
Arzu Haksun
“Dünyanın her yerinde aynı konser” kolaycılığı var…
Popüler müziğin belirli performans kodları vardır. Büyük turnelerin ışığı, koreografisi, repertuvar akışı, kostümü, görsel dünyası ve hatta seyirciyle konuşulan bölümleri büyük ölçüde önceden tasarlanır. Bir dünya yıldızı Tokyo’da, Londra’da, Paris’te ya da İstanbul’da benzer bir prodüksiyonla sahneye çıkabilir. Fakat iyi bir performansın farkı tam da burada ortaya çıkar.
Zara Larsson, İstanbul’a yalnızca turnesinin bir durağı olarak bakmamış. Şehri okumuş, geçmiş deneyimlerini hatırlamış ve İstanbul’un kültürel kodlarını kendi gösterisinin içine taşımış. Türkiye ile ilişkisinin yeni olmadığını da konser sırasında anlattı. Küçük yaşlardan beri Türkiye’ye özel bir ilgisi olduğunu, daha önce tatil için geldiğini ve hatta ilk dövmesini burada yaptırdığını söyledi. Türkiye’nin insanlarının sıcaklığından ve doğal güzelliklerinden söz etti. İstanbul’da olmaktan ne kadar heyecan duyduğunu anlatırken, bunun kendisini en mutlu hissettiği konserlerden biri olduğunu da seyircisiyle paylaştı.
İstanbul’un kedileri ise belli ki onda ayrı bir iz bırakmış. Şehri adeta bir “kedi şehri” olarak tanımlaması ve gecenin makyajında bile kedi imgesine gönderme yapması, küçük gibi görünen ama kültürel bağ kurma açısından önemli ayrıntılardı. Çünkü bir sanatçı için gittiği şehri görmek başka, o şehrin gündelik kültürünü fark etmek başka bir şeydir.
“Müzik evrenseldir” cümlesini sık kullanıyoruz. Oysa etnomüzikoloji bize müziğin hiçbir zaman kültürden tamamen bağımsız olmadığını hatırlatır. Bir şarkıyı yalnızca melodisiyle dinlemeyiz. Hafızamızla, yaşadığımız şehirle, dilimizle, geçmişimizle, hatta kolektif deneyimlerimizle dinleriz. İşte Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su o gece bu nedenle yalnızca bir pop şarkısı değildi. İstanbul seyircisi için tanıdık bir kültürel işaretti. Larsson’un kendi şarkısından hemen önce bu parçayı kullanması, sahne ile seyirci arasında çok hızlı bir ortak alan yarattı. Bir anlamda “Ben buraya geldim ve sizin sesinizi de duydum” diyordu.
Dünyanın farklı ülkelerinde konser veren sanatçıların yerel bir şarkıya, dile ya da kültürel simgeye repertuvarlarında yer vermeleri yeni değil. Coldplay’in farklı ülkelerde yerel sanatçılarla veya o ülkeye ait müzikal referanslarla temas kurması, büyük turnelerde sanatçıların birkaç kelimeyi yerel dilde söylemesi ya da bulundukları şehrin müzikal hafızasına gönderme yapmaları hep aynı psikolojinin parçalarıdır. Ancak Larsson örneğinde hoşuma giden şey, bunun konserin içine sonradan iliştirilmiş bir jest gibi değil, performans dramaturjisinin bir parçası olarak kullanılmasıydı.
Seyirciyi hazırlamak da müzisyenliğin parçasıdır!
Bir başka önemli nokta da şu: İyi bir sanatçı yalnızca kendi enerjisini seyirciye aktarmaya çalışmaz; seyircinin enerjisini de yönetir. Çünkü konser tek yönlü bir iletişim değildir. Sanatçı sahneden enerji verir, seyirci karşılık verir; o karşılık yeniden sanatçının performansına döner. Müzik antropolojisi ve performans çalışmalarında bu karşılıklı etkileşim son derece önemlidir. Canlı müziğin gücü biraz da buradan gelir: Aynı şarkı her gece çalınabilir ama aynı konser iki kez yaşanamaz. Çünkü seyirci değişir. Şehir değişir. Mekân değişir. Ve bütün bunlar sanatçının performansını da değiştirir.
Larsson bunu iyi bilen sanatçılardan biri gibi görünüyor. Seyirciyi daha sahneye çıkmadan kendi performansının parçası haline getirmesi, yalnızca iyi bir şovmen olduğunu değil, seyirci psikolojisini iyi okuduğunu da gösteriyor.
Ses Diyeti açısından gecenin bana düşündürdüğü
“Ses Diyeti”nde sıkça üzerinde durduğum bir konu var: Bizi etkileyen yalnızca ne dinlediğimiz değil; nerede, ne zaman, hangi ruh haliyle ve hangi bağlamın içinde dinlediğimizdir. Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”sunu evde açıp dinlemek başka bir deneyimdir; binlerce kişinin Zara Larsson’u beklediği bir İstanbul gecesinde, sanatçının kuliste o şarkıyla dans ettiğini görürken dinlemek bambaşka. Şarkı aynı. Ama yarattığı duygu aynı değil. Çünkü müzik yalnızca sesten oluşmuyor. Beklenti, mekân, kalabalık, kültürel aidiyet, hafıza ve sürpriz de işitsel deneyimin içine karışıyor. Belki de başarılı konser tasarımının giderek daha fazla düşünmesi gereken nokta tam olarak bu: Setlist hazırlamak yetmiyor; dinleyicinin duygusal yolculuğunu da tasarlamak gerekiyor. Zara Larsson İstanbul’da bunu yaptı. Sahneye çıkmadan önce İstanbul’un sevdiği bir sesi seçti. İstanbul’un kedilerini fark etti. Şehrin kültürel ayrıntılarını performansının görsel dünyasına taşıdı. Seyirciyi kendi müziğine geçmeden önce, seyircinin müziğiyle yakaladı.
Ve belki de gecenin en güzel özeti şu:
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler.
Oyuncu ve komedyen Ata Demirer, mutfağa girerek ahtapotlu bulgur pilavı yaptı. Tarifi esprileriyle anlatan Demirer, yemeğin püf noktalarını da takipçileriyle paylaştı.
Oyuncu ve komedyen Ata Demirer, sosyal medya hesabından “Yine bir yemek macerası” diyerek mutfağa girdi. Bu kez ahtapotlu bulgur pilavı hazırlayan Demirer, “Bugün ahtapotlu bulgur pilavı yapacağız” sözleriyle başladı.
Ardından pilava ahtapotun haşlama suyunu ekleyen Demirer, “Birazcık ahtapot suyu ekliyorum. Ahtapotun haşlama suyu” diyerek domatesleri de ilave etti.
Domatesin yanı sıra domates salçası da kullanan Demirer, “Domates güzel ama her zaman domates salçası da takviye etmek lazım. Ben öyle seviyorum” sözleriyle tarifteki tercihine anlattı. Bulgurların yarı yarıya suyunu çekmesinin ardından ahtapotu da tencereye alan Demirer, “Diğer yarıyı da bununla birlikte çeksin” diyerek pilavı pişirmeye devam etti.
Yemeğin olmazsa olmazlarından birinin limon kabuğu olduğunu belirten Demirer, “Çünkü tabiatıyla biraz ağırdır ahtapot” derken, son suyunu da ekleyerek pilavı demlemeye bıraktı.
Ahtapotlu bulgur pilavının hazır hale gelmesinin ardından “Basit, yani çok kolay yapabilirsiniz” diyen Demirer, yemeği bir süre daha dinlendireceğini belirtti. Videonun sonunda ise Michelin yıldızlı Fatih Tutak’a da restoranlara gönderme yaptı. “Orası Fatih Tutak noktası. Michelin… Onu gördüğün zaman, ‘Ah Michelin, Michelin!’” sözleriyle tarifini tamamladı.