Ana Sayfa›Çevre & Yaşam›Almanya’nın simge yapılarından. Köln Katedrali’ne girişler artık ücretli
Almanya’nın simge yapılarından. Köln Katedrali’ne girişler artık ücretli
Almanya'da UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve her yıl 6 milyona yakın turistin ziyaret ettiği Köln Katedrali'ne girişler bugünden itibaren ücretli oldu.
Haber Merkezi
Giriş: 01-07-2026 16:36
Çevre & Yaşam
Almanya’nın batısındaki Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Köln Katedrali’ni ziyaret etmek artık ücretli oldu. UNESCO Dünya Mirası listesinde olan ve her yıl 6 milyona yakın turistin ziyaret ettiği Köln Katedrali’ne giriş için bugünden itibaren kişi başı 12 euro (yaklaşık 640 TL) ücret ödenecek.
İBADET EDENLERE ÜCRETSİZ
Alınan karara göre, katedrale ibadet amacıyla gelen ziyaretçilerden giriş ücreti alınmayacak. Ayinlere katılan, dua eden veya mum yakan kişiler, turistlerin kullandığı batı kapısı yerine farklı bir girişten katedrale erişebilecek.
Almanya’daki çoğu kiliseye giriş ve ziyaret ücretsizken, Berlin Katedrali gibi bazı yapılar, 15 euro karşılığında yıllık giriş hakkı sunuyor.
YILLIK BAKIM MASRAFI 16 MİLYON EURO
Geçtiğimiz aylarda kilise yönetimi tarafından yapılan açıklamada, 157 metre yüksekliğindeki tarihi Köln Katedrali’ne girişler için 12 euro ücret alınacağı; bunun da bakım, güvenlik ve günlük işletme giderlerini karşılamak için kullanılacağı açıklanmıştı.
Kilise yönetimi yıllık bakım maliyeti 16 milyon euroyu bulan Köln Katedrali’nin günlük giderinin ise 44 bin euro olduğunu bildirmişti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin on beşinci durağı Ordu, 22-30 Ağustos tarihleri arasında ilk kez festival coşkusuna ortak olacak.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy; Ordu’yu ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali ile buluşturmanın önemine dikkati çekerek kentin doğal güzellikleri, antik ağlardan günümüze uzanan tarihi, Çepni kültürü ve köklü yayla geleneğinden beslenen mirasının kültür, sanat ve gastronomiyle iç içe zengin bir programla ziyaretçilerle buluşacağını belirtti.
Bakan Ersoy, Ordu Kültür Yolu Festivali ile şehrin kültürel değerlerini yaşatmayı, görünürlüğünü artırmayı ve gelecek nesillere aktarmayı hedeflediklerini söyledi.
Bakan Ersoy, “Kurul Kalesi Yerleşkesi’nden Ünye Kalesi’ne, Yason Burnu’ndan Çambaşı ve Perşembe yaylalarına uzanan bu zengin miras, Ordu’nun geçmişten bugüne taşıdığı güçlü kültürel kimliğin en önemli göstergeleridir. İlk kez Ordu’da gerçekleştireceğimiz Türkiye Kültür Yolu Festivali ile şehrin tarihini, kültürünü, sanatını, gastronomisini ve doğal güzelliklerini aynı çatı altında buluşturacağız. Ordu’nun binlerce yıllık geçmişinden bugünün sanatına uzanan tüm renklerini Türkiye’nin dört bir yanından gelen ziyaretçilerle paylaşacağız.” dedi.
Ersoy; Karadeniz mutfak kültürünün özgün lezzetlerini yansıtan Ordu’da gastronominin de festivalin öne çıkan unsurlarından biri olacağını belirtti, 40’tan fazla Lezzet Noktası’ndan oluşan seçkiyle kentin zengin mutfak kültürünün yerli ve yabancı ziyaretçilere özel bir gastronomi rotası sunacağını ifade etti.
Ordu Kültür Yolu Festivali’nin gastronomi programına Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’nde yer alan Şef Necati Yılmaz ev sahipliği yapacak. Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’nde bulunan Şef Ömer Bozyap, Şef Araz Aknam ve TV programcısı ve yazar Elif Korkmazel ile gastronomi yazarı Talip Bayram ise konuk olarak yer alacak.
Karadeniz’in eşsiz doğasıyla şekillenen Ordu, festival boyunca zengin mutfak kültürüyle öne çıkacak. Kentin dört bir yanındaki gastronomi durakları, ziyaretçilere Karadeniz’in geleneksel tatlarını keşfetme ve Ordu’nun sofrasına konuk olma fırsatı sunacak. Yerel işletmelerin hazırlayacağı yöresel lezzetler, kentin üretim kültürünü ve mutfak mirasını festival atmosferine taşıyacak.
Fındığı, yayla balı, mısır unu ve dağ çileği reçeliyle kendine özgü bir mutfak karakterine sahip olan Ordu’da, geleneksel tarifler kuşaktan kuşağa yaşatılıyor. Ordu mutfağının sevilen lezzetleri arasında Ordu yağlısı, mısır çorbası, pancar çorbası, melocan ve galdirik kavurmaları, kara lahana sarması, sakarca mıhlaması, keşkek ve yöresel tatlılar yer alıyor. Özellikle kentin simgesi haline gelen fındık ise hem geleneksel tariflerde hem de modern yorumlarda Ordu mutfağının başrolünü üstleniyor.
Ordu’da festival akşamları Tayfun Gürsoy Parkı’nda düzenlenecek konserlerle şenlenecek. Program kapsamında Mert Demir, Ferhat Göçer, Merve Özbey, Kıraç, Poizi, Sagopa Kajmer, Murat Boz, Ebru Yaşar ve Buray Ordu’da sahne alarak festival akşamlarında müzik şöleni yaratacak.
Festival programında ünlü sanatçıların konserlerinin yanı sıra Zeki Müren’in ölümsüz eserleri de “Zeki Müren Şarkıları” programında müzikseverlerin dinletisine sunulacak. Ordu Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde gerçekleşecek konserin yanı sıra Tayfun Gürsoy Parkı’nda düzenlenecek “Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkezi Bölge Bando Komutanlığı” konseri eşsiz bir müzik şöleni yaşatacak.
SERGİLER, SÖYLEŞİLER VE ÇOCUK ETKİNLİKLERİ
Festival kapsamında Ordu Büyükşehir Belediyesi Binası Fuaye Alanı’nda “Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri”, Taşbaşı Sanat Alanı’nda ise “Yaşayan Miras: Ordu Sergisi” ve “Yaşayan Miras Kısa Film Gösterimleri” sanatseverlerle buluşacak.
Durugöl Parkı Çocuk Etkinlik Alanı’nda kurulacak Çocuk Köyü, ASELSAN Çocuk Şenliği ve Etnospor da çocukların eğlence dünyasına ortak olacak.
Fotoğraf tutkunları ise FotoMaraton Ordu ve FotoMaraton Çocuk etkinliklerinde Ordu’nun yeşil ve mavi hakimiyetinde olan doğal güzelliklerini kendi objektiflerinden ölümsüzleştirecek.
Ordu Kültür Yolu Festivali, 22-30 Ağustos tarihleri arasında konserlerden sergilere, atölyelerden söyleşilere, gastronomiden çocuk etkinliklerine uzanan yüzlerce etkinlikle ziyaretçilerine şehrin kültürel zenginliğini sanatla iç içe deneyimleme fırsatı sunacak.
Spotify'ın yapay zekâ üretimi sanatçıları etiketleme kararı, müzikte yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Duygunun sahibi gerçekten kim? Arzu Haksun, ntv.com.tr okurları için yazdı.
Çok sevdiğiniz bir şarkının, aslında hiç yaşamamış bir sanatçıya ait olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Dinlediğiniz sesin bir çocukluğu, ilk aşkı, sahne korkusu, kaybettiği bir yakını ya da anlatmak istediği gerçek bir hikâyesi yok. Profil fotoğrafındaki yüz gerçek değil; sanatçının biyografisi, sesi ve müzikal kimliği yapay zekâ tarafından oluşturulmuş.
Şimdi tekrar soruyorum;
Şarkıyı dinlerken hissettiğiniz duygu yine de aynı mı?
Ses var, duygu var; peki insan nerede?
Müzik dünyasında bir haber gündem oldu; Spotify, yapay zekâyla oluşturulan sanatçı kimliklerini “AI Persona” etiketiyle işaretlemeye hazırlanıyor. Artık dinlediğimiz şarkının yalnızca türünü ve ritmini değil, arkasında gerçek bir insan olup olmadığını da sorgulayacağız.
Teknoloji sadece bir müzisyenin kullandığı araç değil; bu teknoloji ile artık besteci, yorumcu, ses ve hatta sahne kimliği üretilebiliyor. Hatta şimdi bu etiketle sanatçı profillerinde, arama sonuçlarında ve çalma listelerindeki şarkıların yanında yer alacak. Dinleyici böylece karşısındaki sanatçının gerçek bir kişiyi temsil edip etmediğini isterse görebilecek. Müzik tarihinde teknoloji her zaman üretimin bir parçasıydı.
Mikrofon, synthesizer, sampler, Auto-Tune ve dijital kayıt teknikleri ortaya çıktığında da benzer tartışmalar yaşandı. Ancak yapay zekâ, yalnızca müziğin nasıl üretildiğini değil, “üretenin kim olduğunu” da değiştiriyor. Platformun bu kararı, müzik dünyasında uzun zamandır yaklaşmakta olan önemli bir tartışmayı görünür hâle getiriyor: Dinlediğimiz müziğin arkasında kimin bulunduğunu bilmek, o müzikle kurduğumuz ilişkiyi değiştirir mi? Ve asıl soru; müzik bizi etkiliyorsa, onu kimin yaptığı gerçekten önemli mi?
Arzu Haksun
Bir etnomüzikolog olarak şunu söylemek isterim ki, müzik, yalnızca belirli frekansların, ritimlerin ve armonilerin bir araya gelmesi değildir. Her müzik; üretildiği toplumun hafızasını, dilini, acılarını, sevinçlerini ve gündelik hayatını taşır. Bir bozlak yalnızca uzun hava formu değildir; yaşanmış bir coğrafyanın ve aktarılmış bir duygunun sesidir. Bir ağıt, notalarının ötesinde kaybın toplumsal hafızasıdır. Cazdaki doğaçlama yalnızca teknik bir tercih değil, müzisyenin o anda verdiği kişisel ve kültürel bir cevaptır. Bu nedenle müzikte “insan”, çoğu zaman duyduğumuz sesten daha fazlasıdır. Sesin ardındaki niyet, deneyim ve hikâye de dinleme biçimimizi etkiler.
KULAĞIMIZ SESİ, ZİHNİMİZ HİKAYEYİ DİNLER
İnsan beyni müziği yalnızca akustik bir uyaran olarak algılamaz. Dinlediğimiz esere ilişkin bildiklerimiz, beklentilerimiz ve müzisyen ile kurduğumuz bağ da deneyimin parçasına dönüşür. Aynı şarkı, onu kimin söylediğini öğrendiğimizde bize daha samimi, daha hüzünlü ya da daha değerli gelebilir.
Araştırmalar, bir eserin “yapay zekâ tarafından üretildiği” bilgisinin estetik değerlendirmemizi etkileyebildiğini gösteriyor. İnsanlar aynı ya da benzer içerikleri, insan tarafından üretildiğine inandıklarında daha derin, özgün ve anlamlı değerlendirebiliyor. Bu durum yalnızca müziğin fiziksel özelliklerini değil, kaynağına dair inancımızı da dinlediğimizi gösteriyor.
Ancak burada dikkat çekici bir çelişki var: Yapay zekâ üretimi olduğunu bilmediğimiz bir müzik bizi etkileyebilir, rahatlatabilir ve hatta geçmişimizden bir anıyı harekete geçirebilir. Çünkü beynimiz tempo, tını, armoni, tekrar ve dinamik değişimler gibi müzikal ipuçlarına tepki vermeyi sürdürür.
Nitekim 2026 yılında yayımlanan ve yapay zekâ tarafından üretilen eserlerle insan bestelerini karşılaştıran bir araştırmada, yapay zekânın bazı duyguları dinleyiciye aktarabildiği; ancak öfke, coşku ve korku gibi yüksek yoğunluklu duygularda insan bestelerinin daha başarılı olduğu görüldü. Hüzün söz konusu olduğundaysa iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı.
Bu sonuç bize önemli bir şey söylüyor: Yapay zekâ duygunun müzikal formülünü öğrenebilir. Yavaş tempo, minör tonalite, belirli armonik geçişler ve yumuşak bir tınıyla hüznü taklit edebilir. Fakat duygunun akustik işaretlerini üretmekle o duyguyu yaşamış olmak aynı şey değildir.
Yapay zekâ hüznün nasıl duyulduğunu öğrenebilir; ama özlemenin nasıl bir şey olduğunu bilmez.
Peki gerçek olmayan bir ses, gerçek bir duygu yaratabilir mi?
Evet, yaratabilir. Bir roman kahramanının gerçek olmadığını biliriz ama onun hikâyesine ağlayabiliriz. Bir filmin kurgu olduğunu bildiğimiz hâlde korkabilir, sevinebilir veya etkilenebiliriz. Dolayısıyla bir eserin yapay zekâ tarafından üretilmesi, dinleyicide oluşturduğu duyguyu otomatik olarak sahte yapmaz.
Dinleyenin duygusu gerçektir. Fakat müzik yalnızca bireysel bir duygu uyandırma aracı değildir. Aynı zamanda insanlar arasında kurulan kültürel bir iletişim biçimidir. Bir şarkıyı dinlerken yalnızca bir melodiye değil, çoğu zaman başka bir insanın dünyasına yaklaşırız. Onun nefesini, sesindeki çatlağı, tereddüdünü ve yorumunu duyarız. Müzikal iletişimin gücü biraz da karşımızda hisseden ve bize bir şey anlatmak isteyen başka bir insan bulunduğuna inanmamızdan kaynaklanır.
Bu yüzden asıl mesele, yapay zekâ müziğinin iyi ya da kötü olması değil; dinleyicinin neyle karşılaştığını bilmesidir. Spotify’ın “AI Persona” etiketi bu açıdan yalnızca teknik bir sınıflandırma değil, bir şeffaflık meselesidir. Çünkü seçebilmek için önce bilmek gerekir. Bugüne kadar “Ne dinliyorum ve bu ses beni nasıl etkiliyor?” diye soruyorduk. Yapay zekâ çağında bu sorulara yenileri ekleniyor:
Bu sesi kim üretti? Bir insanın yaşanmışlığını mı, yoksa geçmişte üretilmiş milyonlarca eserin istatistiksel izlerini mi dinliyorum? Bu şarkıyı gerçekten ben mi seçtim, yoksa algoritma mı önüme getirdi? Dinlediğim müzik duygularımı besliyor mu, yoksa yalnızca dikkatimi platformda tutmak için mi tasarlandı?
Yapay zekâ müziği tamamen reddetmek gerçekçi değil. Üstelik insan yaratıcılığıyla birlikte kullanıldığında yeni anlatım olanakları da sağlayabilir. Ancak hayatımıza aldığımız her seste olduğu gibi burada da bilinçli bir seçim yapmaya ihtiyacımız var. Çünkü geleceğin müzik dünyasında kulağımıza ulaşan her güzel sesin arkasında gerçek bir yüz, gerçek bir hayat veya yaşanmış bir duygu bulunmayabilir. Yine de hissettiğimiz şey gerçek olabilir. Yeni çağın Ses Diyeti tam da burada başlayacak: Yalnızca ne dinlediğimizi değil, kimin sesine, hangi hikâyeye ve nasıl bir duygusal üretime kulak verdiğimizi de seçmekle…
Evliliği gereksiz bulduğunu söyleyen komedyen Ricky Gervais, 44 yıllık partneri Jane Fallon ile nikah masasına oturacak. Gervais'in kararının arkasında ise romantik değil, mali bir neden var.
İngiliz oyuncu ve komedyen Ricky Gervais, evlilik konusundaki uzun yıllardır sürdürdüğü tutumunu değiştirdiğini açıkladı.
“The Office” dizisinin yaratıcısı ve yıldızı Gervais, 1982’den bu yana birlikte olduğu yazar Jane Fallon ile evlenmeyi düşündüklerini söyledi. Ancak 65 yaşındaki komedyene göre bu kararın arkasında romantik bir sebep yok.
Gervais, yaklaşık 44 yıldır birlikte olduğu Fallon ile miras vergisi nedeniyle evlenebileceğini açıkladı.
Servetinin yaklaşık 141 milyon sterlin olduğu tahmin edilen Gervais, Saga dergisine verdiği röportajda kendisine Fallon ile vergi avantajı nedeniyle evlenip evlenmeyeceği sorulduğunda bunu doğruladı.
“Evet. Evlenmemin nedeni bu olacak” diyen Gervais, henüz nikah kıymadıklarını belirterek, “Vergi olmasaydı… neden evlenelim?” ifadelerini kullandı.
Yıllardır evlilik kurumuna mesafeli yaklaşan Gervais, daha önce evlenmenin kendisi için bir anlam taşımadığını söylemişti.
Ancak komedyen, ölümünün ardından servetinin partnerine aktarılması konusunda ortaya çıkabilecek vergi yükü nedeniyle fikrini değiştirmiş görünüyor.
Gervais, resmi olarak evli olmamalarına rağmen Fallon ile ilişkilerinin birçok evlilikten daha uzun sürdüğüne de dikkat çekti.
Çiftin yaklaşık 40 yıldır aynı evde yaşadığını ve tüm paralarını paylaştığını belirten Gervais, “Bu delilik. Daha ne kadar evli olabiliriz? Bütün paramızı paylaşıyoruz, 40 yıldır birlikte yaşıyoruz. Bazı evlilikler bir yıl bile sürmüyor.” dedi.
Komedyen, esprili bir şekilde, “Ölmeden önce evlenme işini halletmem gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Gervais ve Fallon, 1982 yılında University College London’da öğrenciyken tanıştı.
O tarihten bu yana birlikte olan çift, evlenmemeyi ve çocuk sahibi olmamayı tercih etti.
Fallon da ocak ayında verdiği bir röportajda çocukluğundan itibaren evlilik veya düğün hayalleri kuran biri olmadığını anlatmıştı.
“Küçük kızların düğün gününü ve gelinliğini hayal ettiği klişesi vardır. Bende bunların hiçbiri yoktu.” diyen Fallon, bunun yerine gelecekte yapacağı işi, yaşayacağı evi veya bir köpek sahibi olmayı düşündüğünü söyledi.
Çiftin evlilik açıklaması, Fallon’ın sağlık sorunları yaşadığı bir dönemin ardından geldi. Fallon, mart ayında rutin mamografi sırasında meme kanseri teşhisi aldığını açıklamıştı.
İki ameliyat geçiren yazar, operasyonların başarılı olduğunu ve normal hayatına dönmeyi dört gözle beklediğini söylemişti.