
Bir odadan taşan ışık ve yazmakla başlayan yolculuk
Henüz ortaokul sıralarındaydım. Yaşımdan büyük duygularla sevdiğim kıza şiirler yazıyor, kâğıtlara döktüğüm duygularla kalbimin yükünü hafifletmeye çalışıyordum.
Bir gün, o şiirleri bir gazetede yayınlatma fikri geldi aklımıza — tabii ki benim değil, arkadaşımın cesur hayal gücünün ürünüydü bu.
Ve işte o gün, ayağım ilk kez bir gazete yani Yeşilgiresun’un kapısından içeriye değdi. Farkında olmadan yazı hayatıma da adım atmıştım.
Oysa ilkokulda işler pek öyle şiirsel değildi. Öğretmenim, yerinde duramayan halimden bıkmış olacak ki, anneme “Bu çocuk okumaz, bir tamirhaneye verin en iyisi,” demeye ramak kalmıştı.
Ama annem…
Ortaokulu yarıda bırakmak zorunda kalan, içindeki eğitim ukdesini bana devreden, güçlü ama sessiz bir kadındı. Belki de onun o sessiz ısrarı sayesinde yürüdüm bu yolda.
Her gazeteye gelişimde, önce o odanın kapısını çalardım. Bir saygı ânıydı bu benim için. Elini öperdim.
Fazla aydınlık olmayan, penceresinden ışığın süzülmediği şimdiki Can Akengin Sergi salonunun üstünde bir odaydı belki ama içindeki adamın sözcükleriyle zihnim aydınlanırdı her defasında. Odada kitaplar üst üste yığılmıştı. Masanın üzeri, raflar, köşeler… Her yerden bir cilt fışkırıyordu sanki. Hep düşünürdüm: “Acaba hepsini okumuş mudur?” Ve belki de asıl soruyu kendime sorardım: “Ben de okuyabilecek miyim bu kadar?”
Otur derdi. Otururduk. “Evladım,” diye başlardı nasihatine, “İyi bir gazeteci olmak istiyorsan çok okuyacaksın.” Sadece okumak yetmezdi ama, asıl mesele, okuduklarını içselleştirmekti. “Bir gün işine yarayacaksa, not al,” derdi. O ‘bir gün’ geldi mi hiç bilmiyorum, ama o söz hep aklımda durdu. Adeta aklımın bir köşesine kazındı.
Yıllar geçti. Şiirler büyüdü, yazılar şekil değiştirdi, gazete odaları yenilendi. Ama o ilk oda… O kitap kokulu, tozlu ama zihin açan oda… O hâlâ içimde. Orada öğrendim kelimelere kıymet vermeyi. Orada öğrendim ki; yazmak, sadece ifade etmek değil, bir sorumluluktur. Kimi zaman susanların sesi olmak, kimi zaman hakikatin üstüne çekilen örtüyü aralamaktır.
Belki şimdi, o çocuk hâlâ içimde bir yerlerde şiir yazıyordur. Ama artık biliyor ki yazmak, sadece sevmek için değil; değiştirmek için de var.
Ve iyi bir gazeteci olmak için, önce insanı anlamak gerekir. Çünkü her satır, bir hayatı anlatma ihtimali taşır.
Bugün bir gazeteye her vardığımda, elim bir kapıya uzanıyor gibi hissederim. O odanın kapısına. Elini öpemediğim ama izini hâlâ sürdüğüm ustamın kapısına…
11’nci ölüm yıldönümünde nur içinde yat gazeteciliğe adım atmamı sağlayan ilk ustam HASAN ÖĞÜTÇÜ…
Ruhun şad, mekanın cennet olsun.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- CHP ve Türkiye’nin siyasi hafızası 24 Mayıs 2026
- Denge mi, pısırıklık mı? Tarihin hafızası kimin işine gelirse… 30 Mart 2026
- Bu sadece yoksulluk değil, onur meselesi 23 Mart 2026
- Emeklilik meselesinde devlet aklı 25 Ocak 2026
- Bu zam değil, bu hayattan vazgeçin demektir 06 Ocak 2026
- Dualar kimin için? 05 Aralık 2025
- Kültürel yankılar ve sahte sahiplenmelerin gölgesinde Kemençe 08 Eylül 2025
- Yeni Türkiye’de gazetecilik ve dezenformasyon yasası 23 Haziran 2025

YORUMLAR