Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada tutuklanan doktor, "maktülün ağzında sızıntı olduğunu" ileri sürdü.
“Süleymancılar” olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş ve beraberindekilere yönelik soruşturma, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüyle ilgili dosyanın raftan indirilmesine ve mirasının yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Soruşturmada son olarak doktor Nurettin Demirkol “yalan tanıklık” suçlamasıyla tutuklandı.
Demirkol’un son ifadesinde söyledikleri ise dikkati çekti. Eski doktor, savunmasını “ayrıntıları hatırlamadığı” üzerine kurdu.
O dönem Denizolgun’un ölümünü 155’i arayarak ihbar eden Nurettin Demirkol, bu görüşmede “Ailenin doktoruyum.” diyordu.
Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık olarak verdiği ilk ifadesinde ise “sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini” ileri sürüyordu.
Savcılık bu çelişkiyi sordu. Demirkol “Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir.” savunmasını yaptı.
Bunun üzerine savcılık, “Olay günü polisle birkaç kez görüşmenize rağmen nasıl ilk ihbarı yapıp yapmadığınızı bilmiyorsunuz”?” sorusunu yöneltti.
Demirkol yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını öne sürdü, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini söyledi.
Ayrıca olay yerinde telefonunu “ortada bıraktığını”, çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.
Demirkol’un Denizolgun’la doktor – hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri de ilgi çekiciydi; kendisi geçmişteki ifadesinde “Özel doktoru değildim.” diyordu.
Bu durum sorulduğunda Demirkol “Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum.” iddiasını ileri sürdü.
Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Hilmi Tuna Kuriş, Alihan Kuriş’in kardeşi ve Arif Ahmet Denizolgun’un da yeğeni.
Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu öne sürmüştü.
Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş’in de orada olduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş’in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56’da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.
Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi.
Demirkol, bu kayıtlar sorulduğunda “O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum.” dedi.
Demirkol’a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş’in olay yerine gelip gelmediği de soruldu.
İfadesi dosyaya giren bir tanık, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat olduğunu ileri sürüyor, yanlarında Alihan Kuriş’in de olduğunu iddia ediyordu.
Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu da kendisine hatırlatıldı.
Demirkol bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum’la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.
Demirkol mahkeme sorgusunda Denizolgun’u ilk bulduğu anla ilgili ayrıntıları da paylaştı.
Eski doktor, Denizolgun’un ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını anlattı.
Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.
İhbara ilişkin çözüm tutanağında ilk telefon görüşmesinin saat 00.29’da gerçekleştiği görüldü.
155 operatörünün telefonu açmasının ardından ihbarcının kendisini “Ben doktor Nurettin Demirkol.” sözleriyle tanıttığı, “aile hekimi olduğu bir hastasının ani şekilde hayatını kaybettiğini” söylediği yer aldı.
Demirkol’un, “Aile hekimi olduğum bir hastam var, ani olarak vefat etmiş. Hükümet tabibinin görmesi gerekiyor. Belki muhtemelen ölüm nedeni belli değil, hakimin savcının görmesi gerekiyor.” ifadesi tutanağa girdi.
Demirkol’dan adres istenmesi üzerine, açık adresi bilmediğini söylediği, bunun üzerine operatörün, jandarma sorumluluk alanı olabileceğinden “156’yı araması gerektiğini” söylediği ve telefon görüşmesinin bittiği belirtildi.
Demirkol’un birkaç dakika sonra 155’i tekrar arayarak, “Biraz önce aramıştım, Doktor Nurettin Demirkol, vefat eden biriyle alakalı…” dediği, jandarmayla görüştüğünü ancak bölgenin polis sorumluluk alanında olduğunun kendisine söylendiğini belirterek, yeniden 155’ten yardım istediğine tutanakta yer verildi.
Tutanağa göre Demirkol, operatörün “Burada şüpheli ölüm konusu mu var?” sorusuna “Şüpheli, beklenmedik ani bir ölüm, beklenmedik, şüpheli ani bir ölüm…” şeklinde cevap verdi.
Denizolgun, Kuriş’in dayısıydı ve 2016 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesindeki evinde ölü bulunana kadar cemaati o yönetiyordu.
Eski Bakan öldüğünde başa, “oy birliğiyle” Alihan Kuriş geçirildi. Kuriş, o gün şu konuşmayı yaptı:
“Madem ki dünya hayatı devam ediyor, o zaman İslam dini devam edecektir. Madem ki İslam dini kıyamete kadar devam edecek, o zaman hizmetlerimiz yani Allah’ın dinine, kitabına hizmet kıyamete kadar devam edecektir.
Bu gemiyi karaya oturtabilmek için bunların akıllarından geçen her adiliğe olur verecekleri de şüphesizdir.
Yolumuz din-i İslam’ı, ümmeti, milleti, devleti savunmaya, korumaya ve bu değerlere hizmet etmeye devam edecektir. Vatan hainlerine, din düşmanlarına, bozuk akımlara, devleti yıkılışa götüren üzeri örtülü planlara set olmaya devam edecektir.”
2026 yılına gelindiğinde Kuriş ve beraberindekiler, “Çıkar amaçlı suç örgütü yöneticiliği”, “Nitelikli dolandırıcılık”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” gibi suçlamalarla gözaltına alınarak tutuklandı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bu operasyonun üzerinde bir süredir çalıştıklarını belirterek mali yapıya ilişkin şu bilgileri verdi:
“2016 yılında akımın başına geçti. Akımın başına geçmesiyle birlikte faaliyetler daha gizlilik içerisinde büyümeye başladı. Almanya’nın Köln şehrinde büyük bir merkez yapıyorlar. Bu bina bittiğinde faaliyetlerinin tamamını oraya kaydıracağını da biliyoruz.
Örgütün suç kaynaklarına yönelik olarak bir operasyondu. Epeydir üzerinde çalışıyorduk. İlerleyen günlerde operasyonun neticeleri daha açık bir şekilde ortaya çıkmış olacak.”
Bu sırada Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüyle ilgili dosya da raftan indirildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, yapılan otopsi işlemlerinin şüpheli olduğuna ilişkin iddia ve şikayetler olduğunu bildirdi.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda da ölüm, “şüpheli” bulundu.
Raporda 2016 yılında gerçekleştirilen otopsiye ait 145 fotoğraf ve video görüntüsü, dönemin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri, 19 Ağustos 2026 tarihli fethi kabir tutanağıyla soruşturma dosyasındaki diğer adli tıbbi belgeler birlikte değerlendirildi.
Denizolgun’un otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarında, sağ meme alt kısmından göğüs ortasına doğru sıralanan 4 ayrı morluk bulunduğu belirtildi.
Bu morlukların altındaki dokularda da kanama görülmesinin, bu lezyonların ölümden önce meydana geldiğini gösterdiği raporda yer aldı.
“YASTIKLA BOĞULMUŞ OLABİLİR”
Lezyonların büyüklüğü ve göğüsteki yerleşimleri dikkate alındığında, bir kişinin göğse diziyle basıp ağız ve burnu bir yastıkla kapatarak nefessiz bırakması şeklindeki bir ölüm mekanizmasının mümkün olduğu değerlendirmesine de raporda yer verildi.
Raporda, mevcut bulgular ve otopsi tarihindeki ileri derecedeki çürüme durumu göz önünde bulundurulduğunda, Denizolgun’un ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel ve objektif olarak dışlanmasının mümkün olmadığı ifade edildi.