Ana Sayfa›Çevre & Yaşam›Badminton turnuvası öncesi maymun alarmı: Langur sesi çıkaran görevliler tutuldu
Badminton turnuvası öncesi maymun alarmı: Langur sesi çıkaran görevliler tutuldu
Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de gelecek hafta düzenlenecek Badminton Dünya Şampiyonası'nda görev yapacak ekipte sıra dışı bir meslek grubundan isimler de yer alacak: Maymunları uzaklaştırmak için langur maymunlarının seslerini taklit eden görevliler.
Haber Merkezi
Giriş: 11-08-2026 01:48
Çevre & Yaşam
Yeni Delhi’de özellikle rhesus maymunları uzun süredir önemli bir sorun olarak görülüyor. Binalara giren, çevredeki insanlara saldırabilen maymunlara karşı kentte farklı yöntemlere başvuruluyor.
Siyah yüzlü ve rhesus maymunlarından daha büyük olan langurlar ise rhesus maymunlarının çekindiği türler arasında bulunuyor.
Bu nedenle kentte bazı kamu kurumları ve iş yerlerinde langurların varlığından ya da langur seslerini taklit edebilen kişilerden maymunları uzak tutmak amacıyla yararlanılıyor.
TRİBÜNDE MAYMUN GÖRÜLMÜŞTÜ
Hindistan Badminton Federasyonu’nun (BAI) önlem almasının arkasında bu yıl aynı tesiste yaşanan bir olay da bulunuyor.
Indira Gandhi Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Hindistan Açık sırasında tribünlerde dolaşan bir maymun görüntülenmişti.
Dünya Şampiyonası öncesinde ise maymunların yeniden tesise girmesini engellemek amacıyla langur seslerini taklit eden küçük bir ekip görevlendirildi.
Ekibin üyelerinden Zafar, pazartesi günü stadyuma düzenlenen medya ziyaretinde langur sesini nasıl taklit ettiğini gazetecilere gösterdi.
Ailesinde üç kuşaktır bu işle uğraşıldığını anlatan Zafar, yöntemin rhesus maymunlarının langurlardan korkmasına dayandığını söyledi.
Daha önce çok sayıda devlet kurumunda görev yaptığını belirten Zafar, amaçlarının maymunlara zarar vermek değil, onları bölgeden uzak tutmak olduğunu ifade etti.
GÜVERCİNLER İÇİN DE ÖNLEM ALINDI
Organizatörlerin karşı karşıya olduğu tek hayvan sorunu maymunlar değil.
Yeni Delhi’deki yüksek güvercin nüfusu da organizasyon öncesinde önlem alınmasına neden oldu.
Hindistan Açık sırasında bir karşılaşma, güvercinlerin sahayı kirletmesi nedeniyle iki kez durdurulmuş, sporcular da hijyen koşullarından şikayet etmişti.
Benzer bir sorunun Dünya Şampiyonası’nda yaşanmaması için stadyumun çatısı ve havalandırma kanallarına güvercinlerin konmasını engelleyen, toksik olmayan özel bir jel sürüldü.
Söz konusu ürünün demiryolu hatlarındaki kabloların korunmasında da sıkça kullanıldığı belirtildi.
2036 OLİMPİYATLARI İÇİN DE ÖNEMLİ
Hindistan, 2030 İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları’na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken 2036 Olimpiyat Oyunları’nı düzenlemek için de adaylık sürecini yürütüyor.
Bu nedenle Badminton Dünya Federasyonu’nun (BWF) en önemli organizasyonlarından biri olan Dünya Şampiyonası, ülke açısından büyük uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yapabilme kapasitesini gösterme fırsatı olarak değerlendiriliyor.
Hindistan Badminton Federasyonu Genel Sekreteri Sanjay Mishra, Hindistan Açık sırasında karşılaşılan sorunlara yönelik gerekli önlemlerin alındığını belirtti.
Spor Bakanlığının tesiste önemli iyileştirmeler yaptığını kaydeden Mishra, Badminton Dünya Federasyonu’nun da organizasyon için yapılan hazırlıklardan memnun olduğunu söyledi.
Şarkıcı Deniz Seki, gece saatlerinde evinde kedi ve köpeklerine mama vermek istediği sırada ayağının kayması sonucu yere düştü.
Seki, olayın ardından çalışma arkadaşının çağırdığı ambulansla Sarıyer’de özel bir hastaneye kaldırıldı. Ameliyata alınan Seki’nin yapılan tetkiklerinde, leğen kemiği ve omurgasında zedelenme tespit edildi.
“KAZA, EVİNDE KAYGAN ZEMİNDE AYAĞININ KAYMASI SONUCU GERÇEKLEŞMİŞTİR”
Yaşananlara ilişkin Deniz Seki’nin sanal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada, şunları söyledi:
“Dün geceki konserinin ardından, evinde kedilerine ve köpeklerine mama vermek üzere bulunduğu sırada, kaygan zeminde ayağının kayması sonucu talihsiz bir şekilde düşen Deniz Seki evde bulunan çalışma arkadaşları tarafından ambulansla ivedilikle hastaneye kaldırılmıştır.
Yapılan kontrollerde, leğen kemiği ve omurgasında zedelenme tespit edilen Deniz Hanım, kısa süre içerisinde ameliyata alınmıştır. Çok şükür, ameliyatı başarılı geçmiş olup şu anda sağlık durumu gayet iyi ve dinlenmektedir. Basına da yansıyan bu talihsiz kazayla ilgili, merak eden ve endişelenen herkesi doğru bilgilendirmek istedik.
Özellikle bazı haberlerde yer alan, Deniz Hanım’ın balkondan aşağıya düştüğü yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Kaza, evinde kaygan zeminde ayağının kayması sonucu gerçekleşmiştir. Deniz Hanım’ın sağlık durumu iyi olup, doktorları tarafından yakından takip edilmektedir. Arayan, soran, güzel dileklerini ve dualarını ileten herkese gönülden teşekkür ederiz. Bir süre dinlenmesinin ardından, en kısa zamanda yeniden sahnede sevenleriyle buluşacaktır”
Nevrigül Alan cinayetiyle ilgili Müge Anlı'nın programında gündeme gelen Nazmiye Tutaner yıllar sonra bir sosyal medya paylaşımıyla ortaya çıktı. Tutaner'in evlendiği görüldü.
2023 yılında Müge Anlı ile Tatlı Sert programının işlenen “Nevrigül Alan” dosyasında tüm Türkiye’nin uzun süre konuştuğu Nazmiye Tutaner yıllar sonra ortaya çıktı.
Bursa’nın Gemlik ilçesinde 22 yaşındaki iki çocuk annesi Nevrigül Alan’ın cansız bedeni kaybolduktan 46 gün sonra bir zeytinlikte ağaca asılı halde bulunmuştu. Genç kadının ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu uzun süre hem soruşturmanın hem de kamuoyunun en çok merak ettiği konular arasında yer almıştı.
Dosya Müge Anlı ekranlarına taşındıktan sonra ise Türkiye günlerce bu olayı konuşmuştu.
Soruşturmanın en dikkat çeken isimlerinden biri ise Nevrigül Alan’ın kız kardeşi Nazmiye Tutaner olmuştu.
Tutaner, canlı yayındaki çelişkili açıklamaları, ablasıyla ilgili öne sürdüğü iddialar ve stüdyodaki tavırları nedeniyle kısa sürede dosyanın en çok konuşulan ismine dönüşmüştü.
Özellikle yayınlarda yaptığı birbirini tutmayan açıklamalar ve zaman zaman izleyicileri şaşkına çeviren çıkışları sosyal medyada geniş yankı uyandırırken programa bakımlı ve özenli bir şekilde katılmaması bile günlerce tartışılmıştı.
Aylar süren soruşturma ise savcılık tarafından yürütülen inceleme ve adli tıp raporları doğrultusunda Nevrigül Alan’ın ölümünde dışarıdan bir müdahaleyi kesin olarak ortaya koyan herhangi bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle kapatıldı.
Programın ardından gözlerden uzak bir yaşam süren Nazmiye Tutaner’in evlendiği kaynanasının TikTok paylaşımıyla fark edildi.
Tutaner’in gelinlikli görüntüleri kısa sürede sosyal medyada gündem oldu.
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler. Arzu Haksun, NTV.com.tr okurları için yazdı.
Bir konser, sanatçı sahneye çıktığında mı başlar? İsveçli pop yıldızı Zara Larsson’un İstanbul Parkorman’daki konserinde bu sorunun cevabı netti: Hayır! Konser, daha sanatçı kulisteyken başladı. Üstelik Tarkan’la…
İstanbul’da Zara Larsson’u bekleyen kalabalığın karşısında büyük ekranlar açıktı. Sahneye çıkmasına dakikalar vardı. Ve birden, hiç beklenmedik bir anda Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su duyuldu. Ama asıl sürpriz ekrandaydı. Larsson henüz kulisteydi ve “Kuzu Kuzu” eşliğinde dans ediyordu. Binlerce kişi, sahne arkasındaki bu anı büyük ekranlardan izlerken konserin enerjisi bir anda değişti.
Seyirci artık yalnızca beklemiyor; sanatçıyla aynı ritmin içine giriyor. Gecenin en ilginç anlarından biri buydu. Çünkü bu, yalnızca iyi düşünülmüş bir “backstage” çalışması ya da seyirciyi coşturacak akıllı bir prodüksiyon numarası değildi. Bir etnomüzikolog olarak baktığımda, burada çok daha önemli bir şey görüyorum: Sanatçının konser verdiği şehrin müzikal hafızasını okuyarak onunla iletişim kurması.
Arzu Haksun
“Dünyanın her yerinde aynı konser” kolaycılığı var…
Popüler müziğin belirli performans kodları vardır. Büyük turnelerin ışığı, koreografisi, repertuvar akışı, kostümü, görsel dünyası ve hatta seyirciyle konuşulan bölümleri büyük ölçüde önceden tasarlanır. Bir dünya yıldızı Tokyo’da, Londra’da, Paris’te ya da İstanbul’da benzer bir prodüksiyonla sahneye çıkabilir. Fakat iyi bir performansın farkı tam da burada ortaya çıkar.
Zara Larsson, İstanbul’a yalnızca turnesinin bir durağı olarak bakmamış. Şehri okumuş, geçmiş deneyimlerini hatırlamış ve İstanbul’un kültürel kodlarını kendi gösterisinin içine taşımış. Türkiye ile ilişkisinin yeni olmadığını da konser sırasında anlattı. Küçük yaşlardan beri Türkiye’ye özel bir ilgisi olduğunu, daha önce tatil için geldiğini ve hatta ilk dövmesini burada yaptırdığını söyledi. Türkiye’nin insanlarının sıcaklığından ve doğal güzelliklerinden söz etti. İstanbul’da olmaktan ne kadar heyecan duyduğunu anlatırken, bunun kendisini en mutlu hissettiği konserlerden biri olduğunu da seyircisiyle paylaştı.
İstanbul’un kedileri ise belli ki onda ayrı bir iz bırakmış. Şehri adeta bir “kedi şehri” olarak tanımlaması ve gecenin makyajında bile kedi imgesine gönderme yapması, küçük gibi görünen ama kültürel bağ kurma açısından önemli ayrıntılardı. Çünkü bir sanatçı için gittiği şehri görmek başka, o şehrin gündelik kültürünü fark etmek başka bir şeydir.
“Müzik evrenseldir” cümlesini sık kullanıyoruz. Oysa etnomüzikoloji bize müziğin hiçbir zaman kültürden tamamen bağımsız olmadığını hatırlatır. Bir şarkıyı yalnızca melodisiyle dinlemeyiz. Hafızamızla, yaşadığımız şehirle, dilimizle, geçmişimizle, hatta kolektif deneyimlerimizle dinleriz. İşte Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su o gece bu nedenle yalnızca bir pop şarkısı değildi. İstanbul seyircisi için tanıdık bir kültürel işaretti. Larsson’un kendi şarkısından hemen önce bu parçayı kullanması, sahne ile seyirci arasında çok hızlı bir ortak alan yarattı. Bir anlamda “Ben buraya geldim ve sizin sesinizi de duydum” diyordu.
Dünyanın farklı ülkelerinde konser veren sanatçıların yerel bir şarkıya, dile ya da kültürel simgeye repertuvarlarında yer vermeleri yeni değil. Coldplay’in farklı ülkelerde yerel sanatçılarla veya o ülkeye ait müzikal referanslarla temas kurması, büyük turnelerde sanatçıların birkaç kelimeyi yerel dilde söylemesi ya da bulundukları şehrin müzikal hafızasına gönderme yapmaları hep aynı psikolojinin parçalarıdır. Ancak Larsson örneğinde hoşuma giden şey, bunun konserin içine sonradan iliştirilmiş bir jest gibi değil, performans dramaturjisinin bir parçası olarak kullanılmasıydı.
Seyirciyi hazırlamak da müzisyenliğin parçasıdır!
Bir başka önemli nokta da şu: İyi bir sanatçı yalnızca kendi enerjisini seyirciye aktarmaya çalışmaz; seyircinin enerjisini de yönetir. Çünkü konser tek yönlü bir iletişim değildir. Sanatçı sahneden enerji verir, seyirci karşılık verir; o karşılık yeniden sanatçının performansına döner. Müzik antropolojisi ve performans çalışmalarında bu karşılıklı etkileşim son derece önemlidir. Canlı müziğin gücü biraz da buradan gelir: Aynı şarkı her gece çalınabilir ama aynı konser iki kez yaşanamaz. Çünkü seyirci değişir. Şehir değişir. Mekân değişir. Ve bütün bunlar sanatçının performansını da değiştirir.
Larsson bunu iyi bilen sanatçılardan biri gibi görünüyor. Seyirciyi daha sahneye çıkmadan kendi performansının parçası haline getirmesi, yalnızca iyi bir şovmen olduğunu değil, seyirci psikolojisini iyi okuduğunu da gösteriyor.
Ses Diyeti açısından gecenin bana düşündürdüğü
“Ses Diyeti”nde sıkça üzerinde durduğum bir konu var: Bizi etkileyen yalnızca ne dinlediğimiz değil; nerede, ne zaman, hangi ruh haliyle ve hangi bağlamın içinde dinlediğimizdir. Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”sunu evde açıp dinlemek başka bir deneyimdir; binlerce kişinin Zara Larsson’u beklediği bir İstanbul gecesinde, sanatçının kuliste o şarkıyla dans ettiğini görürken dinlemek bambaşka. Şarkı aynı. Ama yarattığı duygu aynı değil. Çünkü müzik yalnızca sesten oluşmuyor. Beklenti, mekân, kalabalık, kültürel aidiyet, hafıza ve sürpriz de işitsel deneyimin içine karışıyor. Belki de başarılı konser tasarımının giderek daha fazla düşünmesi gereken nokta tam olarak bu: Setlist hazırlamak yetmiyor; dinleyicinin duygusal yolculuğunu da tasarlamak gerekiyor. Zara Larsson İstanbul’da bunu yaptı. Sahneye çıkmadan önce İstanbul’un sevdiği bir sesi seçti. İstanbul’un kedilerini fark etti. Şehrin kültürel ayrıntılarını performansının görsel dünyasına taşıdı. Seyirciyi kendi müziğine geçmeden önce, seyircinin müziğiyle yakaladı.
Ve belki de gecenin en güzel özeti şu:
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler.