Bizi Takip Edin
İstanbul20°CKapalı
BIST10014.735 ▼ -0,63%
DOLAR46,4792 ▲ 0,06%
EURO53,3552 ▲ 0,25%
ALTIN6.205,50 ▼ -1,30%
Ferhat BÜYÜKKALKAN

Ferhat BÜYÜKKALKAN

e-posta: fbuyukkalkan@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI >

NATO Zirvesi Öncesi Türkiye’nin Önündeki Asıl Soru: Bölgesel Güç Mü, Ulus Devlet Mi?

Giriş: 19-06-2026 10:53

Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, yalnızca askeri ve diplomatik gündemlerin konuşulacağı bir toplantı olmayacaktır. Asıl mesele, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde hangi stratejik aklı tercih edeceğidir.

Son iki yüzyıldır dünya siyasetini şekillendiren “büyük güçler”, özellikle de Anglo-Amerikan ekseni, kritik coğrafyalarda aynı yöntemi uygulamaktadır: Bölgesel aktörlere kapasitelerinin üzerinde roller vermek, onları büyük ideallerle motive etmek ve ardından ortaya çıkan maliyetleri yine o ülkelere ödetmek.

Bu durum bir komplo teorisi değil, uluslararası ilişkilerin en temel gerçeklerinden biridir. “Güçlü devletler”, kendi çıkarlarını korurlar. Sorulması gereken soru, bizim kendi çıkarlarımızı ne kadar koruyabildiğimizdir.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, Nicholas Spykman’ın tanımladığı Rimland (kenar kuşak)’ın tam merkezindedir. Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya uzanan bu kuşak; enerji hatlarının, ticaret yollarının ve büyük güç rekabetinin düğüm noktasıdır.

Kenar Kuşak (Rimland) Teorisi ve “Asla Birleşmemesi Gereken Coğrafya”:

Jeopolitiğin babası sayılan Halford Mackinder ve Nicholas Spykman’ın teorileri, bugünkü küresel aklın anayasasıdır.

Bu teorilere göre:

Dünya egemenliğinin kilidi, Avrasya’yı çevreleyen ve Türkiye, Ortadoğu, İran, Hindistan hattını kapsayan Kenar Kuşak (Rimland) bölgesidir.

Küresel güçlerin (deniz güçlerinin) en büyük kabusu, bu “Kenar Kuşak” üzerinde tamamen bağımsız, kendi kendine yeten, sanayileşmiş ve istikrarlı bir yerel gücün ya da ittifakın doğmasıdır.

Eğer Türkiye, İran ve Arap dünyası rasyonel bir iş birliği yapar, kaynaklarını birleştirirse küresel güçlerin bu coğrafyadaki askeri, ekonomik ve siyasi hegemonyası biter. Böyle bir coğrafyada yaşayan devletlerin sürekli olarak “liderlik”, “öncülük”, “bölgesel güç” veya “medeniyet merkezi” gibi söylemlerle karşılaşması tesadüf değildir.

Asıl Amaç: Bölge aktörlerine “Bölgesel lider sizsiniz”, “Yeni Osmanlı sizsiniz”, “Şii Hilali sizsiniz” gibi çatışmacı ve rekabetçi kimlikler yükleyerek, bu hayati coğrafyanın kendi içinde sürekli enerji tüketmesini ve asla bir araya gelememesini sağlamaktır. Bölünmüş bir Rimland, Batı egemenliğinin garantisidir.

Bir ülke “bölgesel güç” olma vizyonuyla sınırlarının ötesinde askeri ve siyasi operasyonlara giriştiğinde, bütçesi savunma sanayisine ve güvenlik bürokrasisine akar.

Bu aşırı harcama (Aşırı Yayılma / Imperial Overstretch), ülkenin kendi iç sanayisini, eğitimini ve üretim ekonomisini zayıflatır.

Sonuçta o aktör; Batılı finans merkezlerine (IMF, Londra tefecileri, küresel fonlar) borçlanmak ve onların koyduğu ekonomik kurallara boyun eğmek zorunda kalır.

Siyasi olarak “büyük vizyonlar” peşinde koşan ama ekonomik olarak küresel finans sistemine tamamen göbekten bağlı, “görünürde bağımsız, özünde bağımlı” yapılar üretir.

Türkiye’nin sanayi gücü, Türk dünyasının stratejik derinliği, Orta Doğu’nun enerji kaynakları ve bölgenin genç nüfusu aynı eksende buluştuğunda ortaya çıkabilecek ekonomik ve siyasi kapasite, mevcut küresel dengeleri değiştirebilecek ölçektedir. Bu nedenle bölge ülkeleri çoğu zaman iş birliğine değil, rekabete yönlendirilmektedir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Araplara büyük vaatlerde bulunuldu. Sonuç parçalanmış bir coğrafya oldu.

Soğuk Savaş boyunca bölge ülkelerine güvenlik ve kalkınma vaat edildi. Sonuç darbeler, vekâlet savaşları ve kronik istikrarsızlık oldu.

Irak’a demokrasi getirileceği söylendi. Afganistan’a özgürlük vaat edildi. Libya’ya refah sözü verildi. Sonuç ortadadır.

Bugün de benzer söylemler farklı ambalajlarla karşımıza çıkmaktadır.

Oysa Türkiye’nin tarihsel hafızası bize başka bir yol göstermektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı’nın son yüzyılında yapılan en büyük hatanın kapasitenin üzerinde jeopolitik yükler taşımak olduğunu görmüştü. Bu nedenle Cumhuriyet’i kurarken imparatorluk romantizmini değil ulus devlet gerçekliğini tercih etti.

Atatürk için esas mesele, sınırların ötesinde nüfuz alanları oluşturmak değil; sınırların içinde güçlü bir millet yaratmaktı.

Çünkü gerçek güç; nüfusun eğitim seviyesidir.

Gerçek güç; teknoloji üretebilmektir.

Gerçek güç; ekonomik bağımsızlıktır.

Gerçek güç; milli sanayidir.

Gerçek güç; hukukun üstünlüğü ve güçlü kurumlardır.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu stratejik sınav da budur.

Eğer enerjimizi sürekli dış krizlere, bitmeyen bölgesel rekabetlere ve romantik jeopolitik hedeflere harcarsak, tarih boyunca birçok devletin düştüğü “aşırı yayılma” tuzağına düşebiliriz.

Ancak kaynaklarımızı üretime, yapay zekâya, yüksek teknolojiye, savunma sanayisinin sivil dönüşümüne, eğitime ve bilimsel kalkınmaya yönlendirebilirsek, Türkiye yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte saygı duyulan bir güç haline gelebilir.

Ankara’daki NATO Zirvesi bu nedenle yalnızca dış politika açısından değil, stratejik zihniyet açısından da önemlidir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni maceralar değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, Atatürk’ün işaret ettiği “Milli Egemenlik” eksenine geri dönmek; duygularla değil akılla hareket etmek; başkalarının senaryolarında figüran olmak yerine kendi geleceğinin yazarı olmaktır.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türk Milletinin önündeki en büyük görev budur.

Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:

Büyük devlet olmak, büyük hayaller kurmakla değil; Milli Gücüdoğru yerde ve doğru zamanda kullanmaklamümkündür.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye başkalarının kurguladığı bölgesel rollerin peşinden mi gidecek, yoksa Atatürk’ün gösterdiği gibi kendi milli menfaatlerini merkeze alan güçlü bir Ulus Devlet olarak mı yoluna devam edecektir?

Bu sorunun cevabı, yalnızca NATO Zirvesi’nin değil, Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarının da kaderini belirleyecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.