Bizi Takip Edin
İstanbul26°CAz bulutlu
BIST10013.981 ▼ -1,90%
DOLAR47,1901 ▲ 0,19%
EURO54,0262 ▲ 0,01%
ALTIN6.093,03 ▲ 1,19%
Abdulkadir EROĞLU

Abdulkadir EROĞLU

e-posta: akadire@hotmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI >

24 Yıllık AKP İktidarından Çıkardığım Sonuç: İki Büyük Kavga

Giriş: 23-07-2026 10:51

24 yıllık AKP iktidarının ardından geriye dönüp baktığımda vardığım kanaat şudur: AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle iki temel konuda ciddi bir gerilim yaşadığı görülmektedir. Bunlardan ilki Atatürk, milli devlet ve ulus anlayışı, ikincisi ise laik ve seküler yaşam biçimidir.

Bu değerlendirmem bir siyasi önyargıdan değil, 24 yıllık iktidar pratiğinin ortaya çıkardığı tablodan kaynaklanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesinin ardından; milli egemenlik, yurttaşlık, laiklik, akıl ve bilim temelinde ulus devlet olarak kurulmuştur. Atatürk devrimlerinin amacı, Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesine taşımaktır.

Ancak AKP iktidarı döneminde Cumhuriyet’in kuruluş değerleriyle mesafeli bir anlayışın giderek güçlendiğini gördük. “Yeni Türkiye” söylemiyle “eski Türkiye” olarak tanımlanan dönem, zaman zaman Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren geçen yıllarla özdeşleştirildi. Oysa o dönem; Cumhuriyet’in kurulması, sanayileşme, üniversitelerin gelişmesi, kamu kurumlarının oluşturulması ve modernleşme sürecidir.

Eğitim politikalarındaki değişiklikler, 4+4+4 sistemi, imam hatip okullarının yaygınlaşması ve din eğitiminin ağırlığının artırılması da bu dönüşümün en çok tartışılan örnekleri oldu. Burada mesele imam hatiplerin varlığı değildir. Mesele, bütün çocuklarımızın akıl, bilim ve eleştirel düşünce temelinde yetiştirilip yetiştirilmediğidir. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü bugün de yol gösterici olmalıdır.

İkinci mesele ise milli devlet ve ortak vatandaşlık anlayışıdır. Türkiye’nin Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bütün vatandaşlarını eşit kabul eden güçlü bir ortak vatandaşlık anlayışına ihtiyacı vardır. Milli devlet, farklılıkları yok saymak değil; bütün farklılıkları eşit yurttaşlık çatısı altında birleştirmektir.

Bugün CHP’ye yönelik tartışmalarda da temel meselenin yalnızca parti içi siyaset olmadığı kanaatindeyim. CHP’nin Atatürkçü ve Cumhuriyetçi kimliğinden uzaklaştırılması, kavramların içinin boşaltılması ve ulus devlet anlayışından vazgeçilmesi yönündeki her girişimdir ve Türkiye’nin kuruluş felsefesi açısından dikkatle değerlendirilmelidir.

Asıl büyük kavga: Laik ve seküler yaşam

AKP iktidarı döneminde devlet ile din arasındaki ilişkinin niteliği de önemli ölçüde değişti. Diyanet’in bütçesinden eğitim politikalarına, kamu kurumlarından siyasi söylemlere kadar dinin kamusal alandaki görünürlüğü arttı.

Oysa laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklik; dindarın da sekülerin de, Alevi’nin de Sünni’nin de, inananın da inanmayanın da devlet karşısında eşit olmasıdır.

Son yıllarda yaşam tarzı üzerinden yürütülen tartışmaların toplumsal kutuplaşmayı artırdığı da bir gerçektir. Kadınların kıyafetlerinden alkol kullanımına, aile yapısından gençlerin tercihlerine kadar uzanan müdahaleci söylemler, insanların özel hayatına ilişkin kaygıları büyütmüştür.

Devletin görevi “dindar nesil” yetiştirmek değildir. Devletin görevi; iyi eğitim almış, özgür düşünebilen, ahlaklı, üretken ve demokratik bireylerin yetişmesini sağlayacak sistemi kurmaktır. İnsanların nasıl yaşayacağına ise devlet değil, bireyler karar vermelidir.

Sonuç: Türkiye’nin ihtiyacı kavga değil, ortak akıl

24 yılın sonunda benim gördüğüm tablo şudur: AKP’nin siyasal çizgisi, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle iki temel alanda sürekli gerilim yaşamıştır: Atatürk, milli devlet ve ulus anlayışı ile laiklik ve seküler yaşam biçimi.

Ancak Türkiye’nin geleceğini bu kavgaların içine hapsetmek doğru değildir.

Atatürk’ü siyasi tartışmaların konusu olmaktan çıkarıp tarihimizin ortak değeri olarak kabul etmeli; milli devlet anlayışını etnik üstünlük değil, eşit yurttaşlık temelinde güçlendirmeli; laikliği ise din düşmanlığı değil, herkesin özgürlüğünün güvencesi olarak görmeliyiz.

Çünkü Türkiye’nin geleceği ne Cumhuriyet’le kavga ederek ne de insanların yaşam tarzına müdahale ederek kurulabilir.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, ortak bir gelecek fikridir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.