Ana Sayfa›Çevre & Yaşam›Ece Seçkin’den müjdeli haber. Yıllardır kurduğu hayal gerçek oldu
Ece Seçkin’den müjdeli haber. Yıllardır kurduğu hayal gerçek oldu
2021 yılından bu yana Çağrı Terlemez ile mutlu bir evliliği olan Ece Seçkin'den müjdeli haber geldi. 34 yaşındaki şarkıcının bebek beklediği öğrenildi.
Haber Merkezi
Giriş: 07-08-2026 06:36
Çevre & Yaşam
Sahne performansı ve tarzıyla adından sıkça söz ettiren Ece Seçkin, 2021 yılında pilot sevgilisi Çağrı Terlemez ile dünyaevine girmişti. Mutlu evliliklerini gözlerden uzak yaşamayı tercih eden ünlü çiftten müjdeli haber geldi.
34 yaşındaki Ece Seçkin’in annelik hayali gerçek oldu. Akif Yaman’ın haberine göre; şarkıcının üç buçuk aylık hamile olduğu öğrenildi.
Hayranlarıyla buluşmaya devam eden Seçkin’in doktorunun uçakla seyahat etmesini uygun bulmaması üzerine konserlerine bir süre kara yoluyla gitme kararı aldığı öne sürüldü.
İlk kez anne olmaya hazırlanan Ece Seçkin’den müjdeli haberle ilgili bir açıklama gelmedi.
Son dönemde verdiği kilolarla da adından söz ettiren Ece Seçkin, daha önceki röportajlarında anne olmayı çok istediğini dile getirmişti.
Şarkıcı, “Dibine Dibine”, “Adeyyo”, “Aman Aman” ve “Olsun” gibi şarkılarıyla tanınıyor.
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler. Arzu Haksun, NTV.com.tr okurları için yazdı.
Bir konser, sanatçı sahneye çıktığında mı başlar? İsveçli pop yıldızı Zara Larsson’un İstanbul Parkorman’daki konserinde bu sorunun cevabı netti: Hayır! Konser, daha sanatçı kulisteyken başladı. Üstelik Tarkan’la…
İstanbul’da Zara Larsson’u bekleyen kalabalığın karşısında büyük ekranlar açıktı. Sahneye çıkmasına dakikalar vardı. Ve birden, hiç beklenmedik bir anda Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su duyuldu. Ama asıl sürpriz ekrandaydı. Larsson henüz kulisteydi ve “Kuzu Kuzu” eşliğinde dans ediyordu. Binlerce kişi, sahne arkasındaki bu anı büyük ekranlardan izlerken konserin enerjisi bir anda değişti.
Seyirci artık yalnızca beklemiyor; sanatçıyla aynı ritmin içine giriyor. Gecenin en ilginç anlarından biri buydu. Çünkü bu, yalnızca iyi düşünülmüş bir “backstage” çalışması ya da seyirciyi coşturacak akıllı bir prodüksiyon numarası değildi. Bir etnomüzikolog olarak baktığımda, burada çok daha önemli bir şey görüyorum: Sanatçının konser verdiği şehrin müzikal hafızasını okuyarak onunla iletişim kurması.
Arzu Haksun
“Dünyanın her yerinde aynı konser” kolaycılığı var…
Popüler müziğin belirli performans kodları vardır. Büyük turnelerin ışığı, koreografisi, repertuvar akışı, kostümü, görsel dünyası ve hatta seyirciyle konuşulan bölümleri büyük ölçüde önceden tasarlanır. Bir dünya yıldızı Tokyo’da, Londra’da, Paris’te ya da İstanbul’da benzer bir prodüksiyonla sahneye çıkabilir. Fakat iyi bir performansın farkı tam da burada ortaya çıkar.
Zara Larsson, İstanbul’a yalnızca turnesinin bir durağı olarak bakmamış. Şehri okumuş, geçmiş deneyimlerini hatırlamış ve İstanbul’un kültürel kodlarını kendi gösterisinin içine taşımış. Türkiye ile ilişkisinin yeni olmadığını da konser sırasında anlattı. Küçük yaşlardan beri Türkiye’ye özel bir ilgisi olduğunu, daha önce tatil için geldiğini ve hatta ilk dövmesini burada yaptırdığını söyledi. Türkiye’nin insanlarının sıcaklığından ve doğal güzelliklerinden söz etti. İstanbul’da olmaktan ne kadar heyecan duyduğunu anlatırken, bunun kendisini en mutlu hissettiği konserlerden biri olduğunu da seyircisiyle paylaştı.
İstanbul’un kedileri ise belli ki onda ayrı bir iz bırakmış. Şehri adeta bir “kedi şehri” olarak tanımlaması ve gecenin makyajında bile kedi imgesine gönderme yapması, küçük gibi görünen ama kültürel bağ kurma açısından önemli ayrıntılardı. Çünkü bir sanatçı için gittiği şehri görmek başka, o şehrin gündelik kültürünü fark etmek başka bir şeydir.
“Müzik evrenseldir” cümlesini sık kullanıyoruz. Oysa etnomüzikoloji bize müziğin hiçbir zaman kültürden tamamen bağımsız olmadığını hatırlatır. Bir şarkıyı yalnızca melodisiyle dinlemeyiz. Hafızamızla, yaşadığımız şehirle, dilimizle, geçmişimizle, hatta kolektif deneyimlerimizle dinleriz. İşte Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su o gece bu nedenle yalnızca bir pop şarkısı değildi. İstanbul seyircisi için tanıdık bir kültürel işaretti. Larsson’un kendi şarkısından hemen önce bu parçayı kullanması, sahne ile seyirci arasında çok hızlı bir ortak alan yarattı. Bir anlamda “Ben buraya geldim ve sizin sesinizi de duydum” diyordu.
Dünyanın farklı ülkelerinde konser veren sanatçıların yerel bir şarkıya, dile ya da kültürel simgeye repertuvarlarında yer vermeleri yeni değil. Coldplay’in farklı ülkelerde yerel sanatçılarla veya o ülkeye ait müzikal referanslarla temas kurması, büyük turnelerde sanatçıların birkaç kelimeyi yerel dilde söylemesi ya da bulundukları şehrin müzikal hafızasına gönderme yapmaları hep aynı psikolojinin parçalarıdır. Ancak Larsson örneğinde hoşuma giden şey, bunun konserin içine sonradan iliştirilmiş bir jest gibi değil, performans dramaturjisinin bir parçası olarak kullanılmasıydı.
Seyirciyi hazırlamak da müzisyenliğin parçasıdır!
Bir başka önemli nokta da şu: İyi bir sanatçı yalnızca kendi enerjisini seyirciye aktarmaya çalışmaz; seyircinin enerjisini de yönetir. Çünkü konser tek yönlü bir iletişim değildir. Sanatçı sahneden enerji verir, seyirci karşılık verir; o karşılık yeniden sanatçının performansına döner. Müzik antropolojisi ve performans çalışmalarında bu karşılıklı etkileşim son derece önemlidir. Canlı müziğin gücü biraz da buradan gelir: Aynı şarkı her gece çalınabilir ama aynı konser iki kez yaşanamaz. Çünkü seyirci değişir. Şehir değişir. Mekân değişir. Ve bütün bunlar sanatçının performansını da değiştirir.
Larsson bunu iyi bilen sanatçılardan biri gibi görünüyor. Seyirciyi daha sahneye çıkmadan kendi performansının parçası haline getirmesi, yalnızca iyi bir şovmen olduğunu değil, seyirci psikolojisini iyi okuduğunu da gösteriyor.
Ses Diyeti açısından gecenin bana düşündürdüğü
“Ses Diyeti”nde sıkça üzerinde durduğum bir konu var: Bizi etkileyen yalnızca ne dinlediğimiz değil; nerede, ne zaman, hangi ruh haliyle ve hangi bağlamın içinde dinlediğimizdir. Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”sunu evde açıp dinlemek başka bir deneyimdir; binlerce kişinin Zara Larsson’u beklediği bir İstanbul gecesinde, sanatçının kuliste o şarkıyla dans ettiğini görürken dinlemek bambaşka. Şarkı aynı. Ama yarattığı duygu aynı değil. Çünkü müzik yalnızca sesten oluşmuyor. Beklenti, mekân, kalabalık, kültürel aidiyet, hafıza ve sürpriz de işitsel deneyimin içine karışıyor. Belki de başarılı konser tasarımının giderek daha fazla düşünmesi gereken nokta tam olarak bu: Setlist hazırlamak yetmiyor; dinleyicinin duygusal yolculuğunu da tasarlamak gerekiyor. Zara Larsson İstanbul’da bunu yaptı. Sahneye çıkmadan önce İstanbul’un sevdiği bir sesi seçti. İstanbul’un kedilerini fark etti. Şehrin kültürel ayrıntılarını performansının görsel dünyasına taşıdı. Seyirciyi kendi müziğine geçmeden önce, seyircinin müziğiyle yakaladı.
Ve belki de gecenin en güzel özeti şu:
İyi bir müzisyen kendi sesini dünyaya duyurur. Çok iyi bir müzisyen ise önce bulunduğu yerin sesini dinler.
Oyuncu ve komedyen Ata Demirer, mutfağa girerek ahtapotlu bulgur pilavı yaptı. Tarifi esprileriyle anlatan Demirer, yemeğin püf noktalarını da takipçileriyle paylaştı.
Oyuncu ve komedyen Ata Demirer, sosyal medya hesabından “Yine bir yemek macerası” diyerek mutfağa girdi. Bu kez ahtapotlu bulgur pilavı hazırlayan Demirer, “Bugün ahtapotlu bulgur pilavı yapacağız” sözleriyle başladı.
Ardından pilava ahtapotun haşlama suyunu ekleyen Demirer, “Birazcık ahtapot suyu ekliyorum. Ahtapotun haşlama suyu” diyerek domatesleri de ilave etti.
Domatesin yanı sıra domates salçası da kullanan Demirer, “Domates güzel ama her zaman domates salçası da takviye etmek lazım. Ben öyle seviyorum” sözleriyle tarifteki tercihine anlattı. Bulgurların yarı yarıya suyunu çekmesinin ardından ahtapotu da tencereye alan Demirer, “Diğer yarıyı da bununla birlikte çeksin” diyerek pilavı pişirmeye devam etti.
Yemeğin olmazsa olmazlarından birinin limon kabuğu olduğunu belirten Demirer, “Çünkü tabiatıyla biraz ağırdır ahtapot” derken, son suyunu da ekleyerek pilavı demlemeye bıraktı.
Ahtapotlu bulgur pilavının hazır hale gelmesinin ardından “Basit, yani çok kolay yapabilirsiniz” diyen Demirer, yemeği bir süre daha dinlendireceğini belirtti. Videonun sonunda ise Michelin yıldızlı Fatih Tutak’a da restoranlara gönderme yaptı. “Orası Fatih Tutak noktası. Michelin… Onu gördüğün zaman, ‘Ah Michelin, Michelin!’” sözleriyle tarifini tamamladı.
Arabesk müziğin sevilen isimlerinden Cansever, bir süredir mücadele ettiği lösemiye 59 yaşında yenik düştü. Cansever'in ölümünün ardından vasiyeti de ortaya çıktı.
“Ağla Gözbebeğim”, “Sen de Gittin” ve “Kime Bu İnat” gibi şarkılarıyla 90’lı yıllara damga vuran sevilen sanatçı Cansever’den cumartesi gece saatlerinde acı haber geldi.
Uzun süredir Almanya’da lösemi tedavisi gören Cansever, tedavi gördüğü hastanede 59 yaşında yaşamını yitirdi.
Sanat dünyasını yasa boğan ölüm haberi, sevenleri ve meslektaşları tarafından büyük üzüntüyle karşılandı. Cansever’in vefatının ardından çok sayıda ünlü isim, sosyal medya hesaplarından sanatçıya duygu dolu sözlerle veda etti.
Sabah’ta yer alan habere göre; yaklaşık 1,5 yıldır lösemi hastalığıyla mücadele eden Cansever’in yakın zamanda ilik nakli olarak tedavisine devam ettiği öğrenildi.
Geçtiğimiz hafta sonu enfeksiyon sebebiyle Almanya’nın Essen şehrindeki hastanede bir kez daha gözetim altına alınan sanatçı, doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamadı.
Cansever’in cenazesi, 12 Ağustos’ta kendi isteği üzerine doğup büyüdüğü Kuzey Makedonya’nın Veles şehrinde toprağa verilecek.
CANSEVER KİMDİR?
Kuzey Makedonya’nın Veles şehrinde dünyaya gelen ve gerçek adı Dzansever Dalipova olan Cansever, küçük yaşlardan beri müziğe ilgi duydu. 12 yaşınayken geçirdiği kaza sebebiyle gözünü kaybeden Cansever, profesyonel müzik kariyerine 1992 yılında yayınlanan “Kemano Başal E Romenge” albümüyle başladı. Türkiye’de de İbo Show’da seslendirdiği “Kara Çadır” adlı türküyle şöhreti yakaladı.
1994 yılında kendisine ankilozan spondilit hastalığı teşhisi konulan Cansever, uzun yıllar ciddi fiziksel sorunlar yaşadı. Tedavisi için 2007’de Almanya’ya yerleşen şarkıcı, burada geçirdiği operasyon sonrası kamburluk probleminden kurtuldu. Müzik çalışmalarını sürdüren Cansever, 2025 yılının sonunda da lösemiye yakalandı. Uzun süre kanserle mücadele eden şarkıcı, hastalığa yenik düştü.