
Dekor Değişiyor, Oyun Aynı: Siyasetin Tekerrür İllüzyonu
Türkiye’de zaman, düz bir çizgi üzerinde akıp giden modern bir nehir değil; kendi üzerine katlanan, başlangıç noktasına sadakatle geri dönen dairesel bir labirent oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yeniden liderlik” ekseninde dönen hamleleri ve partisine yönelttiği o hırçın eleştiriler, bu labirentin en son ve en tanıdık virajı. Sokaktaki insanın ekmekle, geleceksizlikle ve her sabah biraz daha daralan bir hayatta kalma koridoruyla imtihan edildiği bir iklimde; ana muhalefet koridorlarının “bırakılamayan koltuklar” simülasyonuna hapsolması, siyasetin topluma yabancılaşmasının çok ötesinde, tam bir absürtlük vesikasıdır.
Biz bu filmi daha önce defalarca izledik. Sahne ışıkları altındaki aktörlerin değiştiğini sanırken, arkadaki rejinin ve suflörlerin aynı kaldığı o klişe tiyatro…
Artık bundan sıkılmadık mı?
Milletin aptal yerine koyulması akıl sahibi insanları deli etmiyorum zannediyorsunuz?
CHP’nin yakın geçmişte yaşadığı o “değişim” kurultayı, sokağın tükenen sabrına, “artık yeter” diyen seçmenin cılız da olsa nefes alma arzusuna verilmiş mecburi bir tavizdi.
Nitekim yerel seçimlerde sandıktan taşan o hareket enerjisi, toplumun yeni bir dile, yeni bir yüze ne kadar aç olduğunu tescilledi.
Yoksa genel seçimlerde CHP’nin başarısı değildi ki.
Halk iktidardan sıkılmıştı.
Bu gerçeği kim itiraz edebilir ki?
Fakat ne gariptir ki, bu toprakların siyasi elitleri başarıyı kurumsallaştırmak yerine, onu derhal bir iç iktidar kavgasıyla sabote etme konusunda muazzam bir refleks sergiliyor.
Asıl dramatik olan ise kolektif hafızasızlığımız. Daha bir yıl önce, ülkenin kader seçimi olarak pazarlanan bir kırılma noktasında alınan o devasa yenilgi, hiç yaşanmamış gibi davranılabiliyor. O yenilginin baş mimarları, hiçbir yapısal hesap vermeden, hiçbir özeleştiri süzgecinden geçmeden, sanki arşiv tozlu bir rafa kaldırılınca hafızalar da silinmiş gibi yeniden kurtarıcı rolüne soyunabiliyor.
Seçim akşamı siyasetini İslamlığın kutsal değeri sayılan seccadenin üzerine basmakla seçmenine vermiş olduğu mesajı nasıl okumak lazım.
“Bana oy vermeyin ben cumhurbaşkanı olmak istemiyorum” diyen bir adam nasıl siyasetin tekrar kurtarıcı rolüne bürünüyor ki?
Siyaset, başarısızlığın sorumluluğunu üstlenme olgunluğu değil de sadece bir “nöbetleşe koltuk kapmaca” oyunu olarak görüldüğü sürece, bu ülkede hakiki bir dönüşümden bahsetmek imkansızdır.
Muhalefetin enerjisi, ülkenin yakıcı gerçeklerine, derinleşen sınıfsal uçurumlara ve adaletsizliğin bir norm haline gelişine karşı barikat kurmaya harcanmalıydı. Oysa biz bugün, elinde sadece “ben daha iyi yönetirdim” iddiası kalmış eski bir anlatının, yeni filizlenen bir süreci yıpratmasını izliyoruz. Bu durum, mevcut iktidar bloğuna “Bakın, bunlar henüz kendi geçmişleriyle bile helalleşemedi” kozunu altın tepside sunmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmiyor.
Netice itibarıyla; eskinin geri dönüş ısrarı bize yeni bir ufuk vadetmiyor. Sadece geçmişin defalarca izlenmiş, sonu baştan belli o kasvetli melodramını bir kez daha vizyona sokuyor. Siyasette gerçek büyüklük, spot ışıklarının altını ne zaman terk edeceğini bilmek ve yerini yeni kuşaklara devredip sessizce salondaki koltuğuna çekilebilme olgunluğundadır.
Görünen o ki, bizim siyasi figürlerimiz için salon her zaman çok soğuk ve tekinsiz; sahne ise ne kadar yıpratıcı olursa olsun, vazgeçilemeyecek kadar korunaklı ve sıcak.
Bu durum bize gösteriyor ki, birileri birilerini idare ediyor demokrasi ayağını demagoglar türeyip despotizm güçleniyor.
Bu arada unutmadım Azerbaycan’da da seçim var 50’ye yakında parti var.
Ama iktidar aynı iktidar tekelden yönetiliyor.
Düşünen toplumlar için bunda ne büyük örnekler var değil mi?
Doğru yolda olun ha selam olsun.!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Başkan uşağa… 31 Mart 2026
- Bayram notları 24 Mart 2026
- Eksik beyinlerin idaresi.! 09 Mart 2026
- Çocuk…! 03 Mart 2026
- Manifesto! 27 Ocak 2026
- Cinsiyetçi çeteye… 19 Ocak 2026
- Üç ayaklı yedimilyar başlı canavar 12 Ocak 2026
- Darbe mi, çökme mi? 05 Ocak 2026

YORUMLAR