Bizi Takip Edin
İstanbul27°CAz bulutlu
BIST10013.212 ▼ -0,54%
DOLAR48,8017 ▲ 0,06%
EURO56,0853 ▲ 0,06%
ALTIN6.829,56 ▼ -0,53%
Murat ÖZKAN

Murat ÖZKAN

e-posta: muratozkan@giresungazete.com.tr

YAZARIN TÜM YAZILARI >

Ponzi düzeni ve kaybolan güven

Giriş: 21-09-2026 09:34

Yaşadığımız yatırım fonları krizi bana, 2000’li yıllarda gazetelerde yer alan ibretlik bir dolandırıcılık haberini anımsattı.  Habere göre; Batı Karadeniz illerinden birinde, pazar günü yaşlı bir adamın yanına gelen bir kişi, elindeki saatin altın ve çok değerli olduğunu söylüyor. Bu kişi çocuğunun hasta olduğunu, acilen paraya ihtiyacı bulunduğunu ve bu nedenle saati hemen satmak zorunda kaldığını bu nedenle açık bir kuyumcu aradığını  söylüyor.

 

Yaşlı adam, pazar günü kuyumcuların kapalı olduğunu ve açık bir kuyumcu bulmasının mümkün olmadığını söylemesi üzerine adam, saatin gerçek değerinin onda biri kadar para vermesi hâlinde saati kendisine verebileceğini, ertesi gün kuyumcuya götürdüğünde ise büyük bir kazanç sağlayacağını söyleyerek saati satmak istiyor. Yaşlı adam bu cazip teklifi kabul ederek saati satın alıyor. Ertesi gün kuyumcuya gittiğinde, altın zannettiği saatin sokaklarda satılan değersiz bir taklit olduğunu ve dolandırıldığını anlıyor.

 

Bu olayda dolandırıcının kim olduğu açıktır. Hasta çocuğu bulunduğu yalanını söyleyen, saatin niteliği ve değeri hakkında karşısındakini aldatan kişi hiç şüphesiz dolandırıcıdır. Ancak olayın bir de ahlaki yönü vardır. Yaşlı adam, çok değerli olduğuna inandığı bir saati, karşısındaki insanın çaresizliğinden yararlanarak gerçek değerinin onda birine almak istemiştir. Ertesi sabah da elde edeceği kazancın heyecanıyla kuyumcuya koşmuştur.

 

Bu durumda yaşlı adam hukuken mağdurdur. Fakat kolay yoldan ve kısa sürede para kazanma isteği, dolandırıcının kurduğu oyunun başarıya ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Çünkü bu tür düzenler yalnızca yalana dayanmaz. İnsanların açgözlülüğünden ve emek harcamadan zenginleşme arzusundan yararlanır.

 

Yatırım fonları krizi anlatılırken bahsedilen Ponzi sistemi de benzer bir anlayış üzerine kuruludur. Bu düzende insanlara çok kısa sürede olağanüstü kazanç sağlanacağı söylenir. İlk katılanlara yapılan ödemeler gerçek bir ekonomik faaliyetten veya yatırımdan elde edilen kazançlardan değil, sisteme sonradan girenlerin paralarından karşılanır. İlk yatırımcıların para kazanması çevrede güven oluşturur ve daha fazla insanın sisteme katılmasını sağlar. Yeni para girişi devam ettiği sürece sistem başarılı görünür. Para girişi yavaşladığında veya yatırımcılar paralarını geri istemeye başladığında ise düzen çöker.

 

Bu yönteme Ponzi denilmesinin nedeni, 1920’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde kısa sürede yüksek kazanç vaat ederek binlerce kişiyi dolandıran Charles Ponzi’dir. Bu yöntemi ilk kullanan kişi o olmasa da kurduğu düzenin büyüklüğü nedeniyle benzer dolandırıcılık sistemleri onun adıyla anılmaya başlanmıştır.

 

Elbette her yüksek kazanç sağlayan yatırım, her fon veya değeri hızla yükselen her hisse senedi Ponzi değildir. Bir yatırımın dolandırıcılık olduğunun söylenebilmesi için somut deliller, ciddi bir inceleme ve yetkili makamların kararı gerekir. Ancak gerçek ekonomik değerle açıklanamayan kazançlar, sürekli yeni yatırımcı girişine ihtiyaç duyan yapılar ve insanları kolay para kazanacaklarına inandıran yöntemler Ponzi sistemine benzeyen önemli tehlikeler taşır.

 

Son günlerde ülkemizde bazı yatırım fonları çevresinde yaşanan kriz de bu açıdan değerlendirilmelidir. Kapalı ve ayrıcalıklı ilişkilerle yönetildiği ileri sürülen fonlardan, olağan dışı yükseliş gösteren hisselere kadar uzanan süreç, birçok insanın kısa sürede yüksek kazanç elde edebileceğine inanmasına yol açmıştır. Bazı hisse senetlerinin ekonomik gerçeklerle açıklanması güç oranlarda yükselmesine izin verilmesi, yatırımcıların risk algısını bozmuş ve borsayı adeta sürekli kazandıran bir yer gibi göstermiştir.

 

Bir hisse senedinin değeri çok kısa sürede yüzlerce kat artıyorsa, bunun hangi ekonomik gerekçeye dayandığı mutlaka sorgulanmalıdır. Şirketin üretimi, kârlılığı ve varlıkları bu yükselişi destekliyor mu, yoksa fiyatlar belirli kişiler tarafından mı yönlendiriliyor sorusu açıklığa kavuşturulmalıdır. İçeriden bilgi alanların bulunup bulunmadığı, piyasa bozucu işlemler yapılıp yapılmadığı ve yatırımcıların doğru bilgilendirilip bilgilendirilmediği de araştırılmalıdır. Piyasada olağan dışı hareketler yaşanırken sessiz kalanlar, gerekli denetimi zamanında yapmayanlar ve kamuoyunu açık biçimde uyarmayanlar da ortaya çıkan sonuçtan bağımsız düşünülemez.

 

Sermaye piyasaları güven üzerine çalışır. Yatırımcı, işlemlerin şeffaf biçimde yapıldığına, kuralların herkese eşit uygulandığına ve haksız kazanç sağlayanlardan hesap sorulacağına inanmak ister. Bu güvenin kaybolmasının maliyeti yalnızca yatırımcılara değil, bütün ekonomiye yüklenir. Küçük yatırımcı borsadan uzaklaşır, şirketlerin sermayeye ulaşması zorlaşır ve uzun vadeli yatırımlar azalır. Borsa üretimi ve yatırımı destekleyen bir kurum olmaktan çıkarak belirli kişilerin kazanç sağladığı bir oyun alanı gibi görülmeye başlanır.

 

Piyasa, az sayıda insanı zenginleştirirken çok sayıda mağdur yaratan bir düzen hâline gelmemelidir. İhtiyacımız olan, birileri için piyasa değil, insan için piyasadır. İnsan için piyasa ise şeffaflığın sağlandığı, işlemlerin etkili biçimde denetlendiği, yatırımcının doğru bilgilendirildiği, yöneticilerden hesap sorulabildiği ve hukukun herkese eşit uygulandığı bir düzendir.

 

Son yatırım fonu krizi, altın saat hikâyesinin sermaye piyasalarındaki daha büyük ve daha tehlikeli bir benzeridir. Burada da kısa sürede yüksek kazanç sağlama arzusu ve açgözlülük sistemin işlemesini kolaylaştırmıştır. Ancak asıl sorun, bu sistemi denetlemesi, kontrol etmesi ve kamuoyunu zamanında bilgilendirmesi gerekenlerin görevlerini tam olarak yerine getirmemesidir. Bu ihmal borsaya duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır. Kaybedilen yalnızca bazı yatırımcıların parası değildir. Sermaye piyasalarının güvenilirliği, ülkenin yatırım ortamı ve ekonomik geleceği de zarar görmüştür. Güven kaybının doğuracağı ekonomik sonuçlar ise bugün görülen zararlardan çok daha ağır ve uzun süreli olabilir.

 

2001 yılında yaşanan bankacılık krizi sonrasında alınan tedbirler güçlü bir bankacılık sisteminin kurulmasına vesile olmuştu.  Umarım yaşanan olaydan ders çıkarılır ve güçlü bir sermaye piyasası düzeni kurulur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.