
Asıl Gündem Ekonomi, Ama Ekonomiyi Konuşamıyoruz
Memleketin gerçek gündemi aslında belli: Ekonomi.
Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, borç, kredi, icra, işsizlik ve giderek azalan satın alma gücü… Fakat nedense bütün bunları konuşamıyoruz. Çünkü Türkiye’nin gündemi her zamanki gibi bir başka tartışmanın içine çekildi. “Çözüm süreci” adı verilen tartışma, ekonominin ve vatandaşın gerçek sorunlarının önüne geçti.
Oysa ekonomiyi konuşmamız gereken bir dönemdeyiz.
İcradaki dosya sayısının 26 milyonu aşması, içinde bulunduğumuz ekonomik tablonun ne kadar ağır olduğunu gösteren önemli bir işaret. Üstelik bu yılki artış hızının geçen yıldan daha yüksek olduğu ifade ediliyor. Bu rakamlar sadece istatistik değildir.
Her icra dosyasının arkasında bir insan, bir aile, bir esnaf, bir çiftçi veya borcunu ödeyemeyen bir işletme vardır. Vatandaşın cebindeki para azalırken borcu artıyorsa, ekonomiyle ilgili ciddi bir problem var demektir. Fakat biz bunları konuşmak yerine başka gündemlerin peşinden sürükleniyoruz.
Gazilerimizin sesi neden duyulmuyor?
Günlerdir gazilerimiz mücadele ediyor. Üstelik bunlar, bu ülke için maaşlarını değil, uzuvlarını vermiş insanlar. Vatan uğruna bedel ödemiş insanların bugün haklarını almak için günlerce mücadele etmek zorunda kalması, hatta kendilerine muhatap bulmakta zorlanması hepimizi düşündürmeli. Bir ülkenin öncelikleri arasında gazilerinin sorunlarını çözmek nerede olmalıdır? Herhalde gündemin çok gerilerinde değil.
Ancak ülkenin gündemi sürekli değiştirildiğinde, gerçek sorunlar da görünmez hale geliyor. Gazilerin yaşadığı sorunların yeterince gündeme gelmemesi de bunun bir sonucu olabilir.
Gazinin sesini duyurmak için daha ne yapması gerekiyor? Bu sorunun cevabını siyaset kurumu vermelidir.
Çözüm süreci ve ortaya çıkan tablo
Diğer taraftan “çözüm süreci” olarak adlandırılan yeni dönem, beraberinde ciddi tartışmaları da getiriyor.
Meclis çatısı altında oluşturulan komisyonların ve hazırlanan çerçeve yasanın hukuki ve anayasal dayanakları konusunda kamuoyunda soru işaretleri bulunuyor.
Daha da önemlisi, süreç devam ederken bazı çevrelerin kullandığı dil ve gerçekleştirdiği eylemler toplumun önemli bir bölümünde rahatsızlık yaratıyor. Büyükşehirlerde terör örgütü mensupları için taziye çadırlarının kurulması, Cizre’de yapılan gösteriler ve marşlar gibi görüntüler, toplumda ister istemez şu soruyu doğuruyor:
Bu süreç gerçekten toplumsal huzuru mu sağlayacak, yoksa yeni gerilimlerin önünü mü açacak?
Çünkü devletin terörle mücadele ettiği yıllar boyunca ağır bedeller ödemiş bir toplumda, terör örgütü mensuplarını yücelten görüntüler elbette tepki yaratacaktır.
Üstelik bu tür gösteriler düzenli hale gelirse, örgütün baskısı altında olmayan Kürt vatandaşlarımızın da zor durumda bırakılma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Bir vatandaşın herhangi bir gösteriye veya taziyeye katılmaması nedeniyle “devlet yanlısı”, “hain”, “asimile” veya benzeri yaftalarla karşı karşıya bırakılması, toplumsal barışa değil, tam tersine toplumsal ayrışmaya hizmet eder.
Gerçek çözüm, insanların birbirine baskı yapmadığı bir Türkiye kurmaktır.
30 Ağustos neden rahatsız ediyor?
Bir başka dikkat çekici konu da 30 Ağustos Zafer Bayramı’na yaklaşım.
Haberlere göre bazı siyasi parti ve sendikaların 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamaması kamuoyunda tartışma yarattı. Oysa 30 Ağustos, herhangi bir siyasi partinin bayramı değildir. 30 Ağustos; emperyalist işgale karşı verilmiş bağımsızlık mücadelesinin zaferidir. Üstelik emperyalizme karşı mücadele, tarihsel olarak sol düşüncenin de en temel değerlerinden biridir. O halde insanın aklına şu soru geliyor:
Emperyalizme karşı kazanılmış bir zaferin hangi tarafı kutlanmaya değmez?
Türkiye’de solun önemli bir bölümünün, bölücü siyasetin etkisinde kalması veya onunla arasına yeterince mesafe koyamaması ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Elbette herkesin bayram kutlama biçimi farklı olabilir. Ancak mesele 30 Ağustos’un kendisine mesafeli durmak noktasına geliyorsa, burada tarihimize ve bağımsızlık fikrine dair ciddi bir sorun var demektir.
Gerçek sorunlarımız gözden kaçıyor
Bütün bu tartışmaların ortasında ülkenin asli meseleleri giderek görünmez hale geliyor.
Ekonomi…
İşsizlik…
Hayat pahalılığı…
Emeklinin geçim sıkıntısı…
Çiftçinin üretim maliyetleri…
Gençlerin gelecek kaygısı…
Gazilerin sorunları…
Bunlar Türkiye’nin gerçek gündemidir.
Fakat ülkenin gündemi, bölücü propaganda tarafından üretilen veya siyasetin ön plana çıkardığı yapay tartışmaların içinde kaybolup gidiyor. Ve vatandaş yine kendi derdiyle baş başa kalıyor.
Giresun’un ekonomisi: Fındık nereye gidiyor?
Ekonomi deyince Giresun açısından ayrıca konuşmamız gereken bir konu var: Fındık.
Giresun ekonomisinin bel kemiği olan fındıkta üreticinin hesabı artık tutmuyor. Bir dönüm fındığın üretim maliyeti yaklaşık 2.200 liraya ulaşırken, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için ürününü maliyetlerin üzerinde bir fiyata satması gerekiyor.
Fakat üretici, 100 kilo fındığı 190 lira civarında bir fiyatla sattığında, yalnızca emeğinin karşılığını alamamakla kalmıyor; yaptığı işçilik de zarara dönüşüyor.
Çiftçinin hesabı çok basit:
Maliyet + emek + risk = satış fiyatının altında kalıyorsa, bu üretim sürdürülemez.
Bugün pamuk üretiminden nasıl vazgeçildiyse, aynı ekonomik şartlar devam ettiği takdirde yarın Giresun’un fındık üretiminden uzaklaşması da hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Fındık ağacı bugün dikilir, yarın ürün vermez. Yılların emeğiyle oluşmuş bahçeler söz konusudur. Bu nedenle fındık üreticisinin zarar etmesi yalnızca bugünün meselesi değildir.
Yarınki Giresun ekonomisinin de meselesidir.
Üretici bahçesini sökmeye başladığında, kaybedilen yalnızca bir ürün olmaz. Giresun’un ekonomik yapısı, köyleri, istihdamı ve sosyal dengesi de bundan etkilenir.
Bu nedenle fındık fiyatı belirlenirken yalnızca bugünkü piyasa şartlarına değil, üretimin sürdürülebilirliğine bakmak zorundayız.
Sonuçta bütün mesele dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:
Vatandaşın gerçek gündemi ekonomi.
İnsanların evine götüreceği ekmek, ödeyeceği elektrik faturası, kredi borcu, çocuğunun geleceği ve çiftçinin üretmeye devam edip edemeyeceği…
Siyaset ne kadar gündem değiştirirse değiştirsin, vatandaşın mutfağındaki gerçek değişmiyor.
Mutfak siyasetin gündeminden daha güçlüdür. Bugün gündemi başka meselelerle değiştirebilirsiniz. Ama vatandaşın cebindeki para bittiğinde, gündem kendiliğinden ekonomiye döner. Çünkü hayatın kendisi, siyasetin kurduğu gündemden çok daha gerçek ve acımasızdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Halkın Gündemi Başka 22 Ağustos 2026
- PKK Yasasına Farklı Bir Bakış 13 Ağustos 2026
- 24 Yıllık AKP İktidarından Çıkardığım Sonuç: İki Büyük Kavga 23 Temmuz 2026
- Mesele Yolsuzluk mu, Demokrasi mi? 12 Temmuz 2026
- Zam Farkı Değil, Temsil Farkı 03 Temmuz 2026
- Gezi Yazısı 2: Güneydoğu’da Değişen Hayat ve Amedspor 27 Haziran 2026
- Kurban bayramı 28 Mayıs 2026
- Giresun’daki katliam gibi kazada sürücünün uyuduğu düşünülüyor 26 Mayıs 2026

YORUMLAR