
Önceliklerini kaybetmiş yönetim
Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biri ekonomik kriz kadar, önceliklerini kaybetmiş bir yönetim anlayışıdır. İnsanlar pazara çıkarken filesini dolduramıyor, emekliler ay sonunu getiremiyor, gençler gelecek hayali kuramıyor ama siyaset kurumu toplumun gerçek gündeminden giderek uzaklaşıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş çıkıp “Afrika’nın yoksul halklarının yoksulluğundan nasıl kurtarılacağı Türkiye’nin meselesidir” diyor. Elbette dünyadaki mazlum halklara duyarsız olunamaz. Ancak önce kendi vatandaşının derdini çözmek zorunda olan bir devlet gerçeği vardır.
Bugün Türkiye’de açlık sınırı 35 bin lirayı, yoksulluk sınırı ise 114 bin lirayı aşmış durumda. Emekli 20 bin lirayla yaşam savaşı veriyor, asgari ücretli kira mı ödesin, mutfak masrafını mı karşılasın, çocuğunu mu okutsun şaşırmış halde. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını bile kredi kartıyla karşılıyor. Gençler üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor; çalışanlar ise iş bulsa bile insanca yaşayacak bir gelir elde edemiyor. Böyle bir tabloda toplumun beklentisi, yöneticilerin önce kendi halkının sıkıntısına çözüm üretmesidir.
Türkiye’de artık insanlar geleceğe umutla değil, kaygıyla bakıyor. Eskiden tek maaşla ev alınabilen, çocuk okutulabilen bir ülkeden; bugün iki maaşın kiraya yetmediği bir düzene savrulduk. Rahmetli babam altmışlı yıllarda Dereli’de memurken tek maaşıyla ev sahibi olabilmişti. Şimdi ise genç çiftler bırakın ev almayı, kiralık ev bulabilmek için bile büyük mücadele veriyor. Bu sadece ekonomik bir çöküş değildir; aynı zamanda sosyal yapının da bozulduğunu gösteren ağır bir tablodur.
Ekonomik sıkıntılar büyüdükçe toplumdaki ahlaki çözülme de hız kazanıyor. İnsanlar liyakate değil bağlantılara, emeğe değil yakınlığa değer verilen bir sistemin içinde yaşamaya zorlanıyor. Toplumun geniş kesimlerinde “nasıl olursa olsun kazanma” anlayışı yaygınlaşıyor. Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde yalnız ekonomi değil, toplumsal vicdan da çöküyor.
Tam da böyle bir dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı üzerinden yürütülen “mutlak butlan” tartışmaları yalnızca bir parti içi mesele olarak görülemez. Bu girişim, milyonlarca insanın iradesini temsil eden bir siyasi yapının meşruiyetini tartışmalı hale getirme riskini taşıyor. Parti delegelerinin iradesine yönelik böylesi müdahaleci yaklaşımlar, demokratik rekabeti zedeleyen tehlikeli örneklerdir. Sandıkta yenemediğini hukuk ve idari yollarla etkisizleştirme anlayışı, demokrasiye en büyük zararı verir.
Bugün CHP’de yaşananları belki de en iyi İYİ Parti çevreleri anlıyor. Çünkü Türkiye yakın siyasi tarihinde benzer süreçleri gördü. Siyasi partilerin iç dengelerine müdahale edilmesi, zamanla sadece bir partinin değil tüm demokratik sistemin zayıflamasına yol açar. Demokrasi, sadece seçim yapmak değil; siyasi rekabetin adil şartlarda sürmesini sağlamaktır.
İktidarın amacı ülkeyi refaha ulaştırmak olduğunda toplum bunu hisseder. Ancak iktidarı koruma refleksi, devlet yönetiminin önüne geçtiğinde hem ekonomi bozulur hem kurumlar yıpranır hem de toplumda büyük bir güvensizlik oluşur. İnsanların devlete, hukuka ve siyasete olan inancı sarsılırsa geriye yalnızca kutuplaşma ve umutsuzluk kalır.
Türkiye’nin yeniden nefes almaya ihtiyacı var. İnsanların geçim derdi çekmediği, gençlerin gelecek hayali kurabildiği, hukukun herkese eşit uygulandığı bir düzene ihtiyaç var. Çünkü güçlü devlet, başka coğrafyaların sorunlarıyla ilgilenmeden önce kendi vatandaşının onurlu yaşamını garanti altına alan devlettir. Aksi halde toplumun yaşadığı gerçeklerle siyasetçilerin kurduğu cümleler arasındaki mesafe her geçen gün daha da büyür.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- CHP Genel Merkezi önünde kadını yaralayan araca yönelik iddialar gündemde 25 Mayıs 2026
- ABD ve İran arasında anlaşma düğümü çözülecek mi? 25 Mayıs 2026
- Sermaye tercihi 01 Mayıs 2026
- Gençlik Merkezleri, üniversiteler ve tartışmalı isimler üzerine 27 Nisan 2026
- Bahçeli: “İç cephenin önemi daha iyi anlaşılmıştır” 03 Mart 2026
- Fındıkta üretiyoruz ama kazanamıyoruz 14 Şubat 2026
- Zenginler Cenneti, Yoksullar Ülkesi 10 Şubat 2026
- Öğrenilmiş ve Öğretilmiş Çaresizlik 11 Ocak 2026

YORUMLAR